Sesli Sohbet

Sesli Sohbet
Sesli Kürtçe

Rojken ::: DİFHA

iletişim.: Email-Skype.: amedsozdar@hotmail.com

Dicle Fırat Haber Ajansı :: Dr. Amed Sozdar

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Deyr Ez-Zor’da DAİŞ çetelerinin katlettikten sonra topluca gömdüğü 230 kişinin cesetlerine ulaşıldığını açıkladı. Kurbanların başı kesilerek öldürüldüğü belirtildi.
Bulunan cesetlerin DAİŞ ile savaşan Sünni Arap aşiretlerden Şietat üyelerine ait olabileceğini açıklayan Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, katliamdan DAİŞ’in sorumlu olduğunu düşünüyor.
Suriye’nin doğusunda zengin petrol yataklarına sahip olan Deyr Ez-Zor kentindeki toplu mezardan çıkan son cesetlerle birlikte DAİŞ çeteleri tarafından öldürülen Şietat aşireti mensuplarının sayısı 900'e ulaşacak.
Toplu mezar haberini duyuran gözlemevi kurbanların birçoğunun başı kesilerek öldürüldüğünü belirtti. Ağustos ayında da DAİŞ 600'ü sivil, 100'ü de savaşçı olmak üzere Şietat aşiretinden 700 kişiyi katlettiğini duyurmuş, özel olarak 14 yaşından büyük erkekleri hedef alan DAİŞ çeteleri, Şietat aşiretinin bölgedeki varlığını sona erdirme sözü vermişti.
Suriye’nin en zengin petrol yataklarına sahip olan Deyr Ez-Zor bölgesinin tamama yakını 2013’ten bu yana DAİŞ’in elinde.
Türkiye sınırına araçla doçka silahı taşıyan DAİŞ çetecileri Suruç’un Perepere köyünü 2 saat boyunca kurşun yağmuruna tuttu. Harabeye dönen köyde evinde kurşunlardan korunmaya çalışan Kobanêli İslim Müso ağır yaralandı. Çetecilerin köye saldırmasının ardından askerler ise karakola kaçtı. Çeteciler hala silahın namlusu köyü çevirili halde bekliyor.
Kobanê’nin doğusunda kalan Qeremox köyüne bağlı Heyho mezrasından gelen DAİŞ çetecileri Türkiye tarafından bulunan tren yolunun dibine kurdukları doçka ile Suruç’un Perepere köyünü kurşun yağmuruna tuttu. Yaklaşık 2 saat boyunca kurşun yağmuru altında kalan köyde evinde kendini korumaya çalışan İslim Müso isimli 30 yaşındaki Kobanêli göğsüne aldığı mermi ile ağır yaralandı.
İSLİM MÜSO AĞIR YARALANDI
Ağır yaralanan Müso çetecilerin saldırıyı durdurmasının ardından köylüler tarafından Suruç Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Müso’nun çete saldırıları nedeniyle Kobanê’den gelerek Perepere köyüne sığınanlardan olduğu öğrenildi. Müso Suruç Devlet Hastanesi’ndeki ilk müdahalenin ardından Urfa’ya sevk edildi.
ASKER KARAKOLA KAÇTI
Köylüler 2 saat boyunca köyün tarandığını ve sınır hattında bulunan araçlardaki bütün askerlerin kaçarak Oğan köyünde bulunan karakola girdiklerini anlattı. Köylüler askere haber verdiklerini ve kendilerine gülerek “Biz bir şey yapamayız, kendinizi koruyun” dediğin aktardı.
KÖYDE KURŞUN DEĞMEYEN EV KALMADI
DAİŞ’in saldırı düzenlediği Perepere köyünde kurşunun isabet etmediği ev kalmazken,  yere yatan köylüler saatlerce çaresizce kurşunlardan korumaya çalıştı. Savaş alanını andıran köye hala asker gelmedi.
Öte yandan çeteciler hala silahın namlusu köyü çevirili halde bekliyor.
HDP Siirt 1. Olağan Kongresi'nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Sokakta çocukları gençleri katletmiş, Roboski'de eli kana bulanmış bir hükümet düşünün. Hala bu insanlar yüzde 50 oy alacağız diyorlar peki biz neden önümüze hedef olarak yüzde on barajını aşmayı düşünmeyelim ki” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Siirt İl Örgütü 1'nci Olağan Kongresi'ni Uğur Düğün Salonu'nda gerçekleştirildi. Kongre salonuna, "Yeni yaşam için özgürlüğümüzü örgütlüyoruz" Kürtçe, Türkçe, Arapça dillerinde yazılırken 20 dilde de "Merhaba" yazıldı. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım'ın yanı sıra DBP, HDP il, ilçe örgütleri, Siirt merkez, ilçe ve belde belediye eş başkanları, Barış Anneleri Meclisi, TUAD-DER, İHD üyelerinin yanı sıra yüzlerce kişi katıldı. Divanın oluşturulmasının ardından saygı duruşu ile başlayan kongrenin açılış konuşmasını yapan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 90'lı yıllardan bu yana demokratik Kürt siyasetinin önemli bir ivmesinin HDP olduğuna işaret etti.

Kimliklerin reddedilmesi politikasının düzeltilmesi gereken tarihi bir yanlış olarak gördüklerini aktaran Demirtaş, "Tüm dinler, diller, halklar birlikte özgürce yaşasın diye yeni bir yaşam kültürü açığa çıkarıyoruz" diyerek HDP'nin iktidar partisinden ayıran önemli bir ayrıntı olarak işçi, emekçilerin, kadınların, gençlerin partisi olduklarını hatırlattı. Demirtaş, "Kim ki bu toplumda ben yoksulum diyorsa, onların partisidir" diyerek parti olarak genel seçimlerde yüzde on barajını tarumar edeceklerini söyledi. "Türkiye'nin tüm dinamikleri için seçim barajını zorlayarak iktidar yolunu açacağız. Türkiye'yi artık Türkiye halkları yönetecek" diyen Demirtaş, örgütlenmenin önemine dikkat çekerek mahalle, köylerden başlamak üzere en ücra noktaların dahi örgütlenmesi gerektiğini hatırlattı.

Yerel yönetimlerinde Kürt ve Arap ayrımı gözetmeksizin seçilmişlerinin çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Demirtaş, "Siirt'in tüm dinamiklerini örgütleyecek bir öngörü ile çalışacağız. Siirt'in Arap'ı ile Kürdü arasında fark gözetmeyeceğiz. Hizmet üretirken yerel yönetimlerimiz ayrımcılık yapmıyorsa, partimizde siyaset üretirken ayrım yapmayacak" şeklinde konuştu.
Devletin, vatandaş arasında ayrım yapmıyoruz söylemini hatırlatan Demirtaş, "AKP'de devlet ile aynı şeyi söylüyor. Bu söylenirken altında yatan zihniyet hepiniz Türksünüz diyor devletin eşitlik anlayışı budur. Allahın bile yarattığını inkar eden devlet bunu derken AKP'de aynı şeyi düşünüyor, böyle yaklaşıyor" dedi. Osmanlıca ve din derslerinin zorunlu olmasına ilişkin konuşan Demirtaş, "Zorla Osmanlıca, din dersi eğitimi bunun ürünüdür. Anadilde eğitimi kabul etmeyen devlet bugün zorla Osmanlıca ve din dersi eğitimi dayatmasında bulunuyor" dedi. 
"Sokakta çocukları gençleri katletmiş, Roboski'de eli kana bulanmış bir hükümet düşünün. Hala bu insanlar yüzde 50 oy alacağız diyorlar peki biz neden önümüze hedef olarak yüzde on barajını aşmayı düşünmeyelim ki" diyen Demirtaş Siirt'ten Konya'ya Türkiye'nin her yerinde örgütlenme öngörüleri olduğunun altını çizerek, eski çalışma tarzını terk edecekleri vurgusunu yaptı. Demirtaş, "Halklar dostumuz kardeşimizdir her eve gireceğiz. AKP'ye, CHP'ye, MHP'ye oy verenlerin evlerine de gireceğiz. Düşüncelerimizi anlatacağız, çözüm önerilerimizi paylaşacağız" diyerek hükümet yetkilerinin söylemlerinin kardeşlik sağlamadığını, kin ve düşmanlık ürettiğini aktardı.

HDP iktidarında hırsızlık, yolsuzluk yapılmadan da siyaset yapılabileceğini kendilerinin göstereceğini belirten Demirtaş, "Cebinizde tek kuruş paranız olmasa haysiyetli olamaz mısınız? Onur ve haysiyet para ile ölçülmez hakka, adalete bağlılıkla ölçülür" dedi. "Bu ülkenin cumhurbaşkanı itibari saraylarla özdeş hale getirdi. Türkiye'nin saray ile itibara ihtiyacı yok bunun adı görgüsüzlüktür. Kendisi ise Türkiye'yi itibara kavuşturduğunu söylüyorlar. Beyfendinin tek bir bardağı bin TL altın kaplama. Hani sen bir zeytin bir hurma ile karnını doyuran Hz. Peygamberin takipçisiydin?" diye sordu.

DAİŞ çeteleri ve Boko Haram hatırlatması yapan Demirtaş, "İŞİD ve Boko Haram ne kadar İslamiyete zarar verdiyse AKP iktidarı da İslamiyet'e bu kadar zarar verdi" dedi. Son günlerde tartışıla gelen Cemaat ve AKP ilişkisine de değinen Demirtaş, "Cemaat AKP'nin hırsızlık ve yolsuzluklarını yakaladı. Ama bunu bunları ortadan kaldırmak için değil, hükümete siyasi darbe yapmak amacıyla yaptı. Gerçek yolsuzluk operasyonlarını, siyasi kumpaslar üzerinden gerçekleştirmek istediler. Biz haktan hakkaniyetten tarafız, Cemaat'e de AKP'ye de karşıyız. Bizim için her ikiniz de aynısınız, 11 sene birlikte çalıştınız. 11 sene ortaklık yaptınız, Türkiye'de Cemaat'in adamları ile Recep Tayyip Erdoğan bir araya gelerek çalıştılar. Rektörlükler için liste hazırlayıp onaylattılar. 11 sene Türkiye'ye kan kusturdu bunlar, şimdi Davutoğlu çıkmış bizim paralellerle ilişkimiz var diyor. Varsa çık açıkla. 11 sene buradan Cemaat'le birlikte çalıştınız, onun için gözyaşı döktünüz, o size selam gönderdi. Utanın utanın, şimdi biz mi onlarla ilişki içinde olduk, yüzünüz kızarsın" dedi. 
Telefon ve ortam dinleme furyalarına ilişkin de konuşan Demirtaş, "Kendi foyaları ortaya çıkacak diye korkuyorlar. Evimi, telefonumu, meclisteki, partideki odalarımızda hala dinleme cihazları var. Çıkarmıyoruz dinleme cihazlarını istiyoruz ki dinlesinler belki biraz adam olurlar" diyerek Meclis'teki odasındaki dinleme cihazının nerede olduğunu bile bildiklerini aktardı. Bunlar kendi odalarında hırsızlık, yoksulluk konuştukları için dinlenmekten çekiniyorlar fakat bizim böyle bir korkumuz yok burada ne konuşuyorsak odalarımızda da onu konuşuyoruz. Neden bizim hesabımızı da sormuyorlar" şeklinde konuştu.

"Paralel yapı" operasyonunda gözaltına alınan Samanyolu ve Zaman gazetesi çalışanlarını işaret eden Demirtaş, "Gazetecileri almışlar bunlar paralel yapını üyeleri bile değildir. Asıl paralelciler görüntüler ve dinleme kayıtları ile yurt dışına kaçtılar. KCK, Bayloz, Ergenekon'da yanlış yaptıkları gibi Paralel operasyonunda da suçsuz ve günahsız insanları tutukladıklarını anlayacaklar" dedi.

Siirt'in başbakan, bakan çıkaran bir il olduğunu ancak, kentin işsizlik oranını Türkiye 3'cüsü seviyesinde seyrettiğini, fıstıkçılık, koçerlik gibi yerel dinamiklerin desteklenerek bunun aşılacağını aktaran Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, "Siirtlilerin hakkı sana haram olsun" diye seslendi.

Siirt ve Kurtalan'da 6-8 Ekim Kobanê destek eylemlerinde yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Demirtaş, "Yaralarımızı birlikte saracağız. 6 yurttaşımız yaşamını yitirdi katil AKP hükümetidir. Halk arasında düşmanlığın büyümesine izin veremeyiz. Halkı bir araya getireceğiz" dedi.

Yapılan açılış konuşmasının ardından faaliyet ve mali raporlar okunurken, blok liste ile gidilen seçim listesinde oylamaya gidildi. Buna göre Abdullah Çetin ve Dilber Sevim HDP Siirt İl Eş Başkanlığına seçildi. 
Suruç’ta sınıra sıfır noktada bulunan Mert İsmail Karakolu’nun doğu ve batısına Türkiye tarafındaki ara bölgede araçlarını getirip sığınan Kobanêlilere yönelik saldırılara sesiz kalan askerler araçların çalınmasına ise göz yumuyor. Kobanêliler, yüzlerce araçlarının çalınmasını izleyen askerin DAİŞ ile ortak olduğunu ileri sürüyor.
Kobanê’ye yönelik DAİŞ çetelerinin saldırıları ve YPG/YPJ öncülüğünde ki tarihi direniş 3 ayını tamamlarken, Türk devlet yetkililerinin “kucak açtık” dedikleri Kobanêlilerden sınırın ara bölgesinde kalanlara yönelik DAİŞ ve asker ortak zulmü devam ediyor. Araçları ile Türk askerinin güvenlik bölgesi olan mayın sahasına gelen Kobanêliler, askerin saldırı ve gıda verilmesi engeli ile karşılaşırken, aynı anda DAİŞ çetelerinin saldırılarına uğruyor. Bu saldırılar nedeniyle araçlarını terk edip Türkiye tarafına geçen Kobanêliler’in ise araçları askerin gözü önünde çalınıyor.
SALDIRILAR ARDINDAN ARAÇLARI TERK ETTİLER
Sınırın diğer yanında Til Şeir, Siftek, Kor Eli, Sêlim, Aşme köylerinin yakınlarında çetelerin havanlı ve silahlı saldırısına uğrayan Kobanêliler, araçlarını Merdesimbêl köyünün karşısında bırakıp sınırı geçmek zorunda kaldı. Araçların yanında insan kalmayınca, askerin gözü önünde çeteciler yüzlerce aracı çaldı. Mert İsmail Karakolu’nun hemen önünde gerçekleşen bu saldırı ve hırsızlıkta, Kobanêliler asker ve çetecilerin ortak olduğunu ileri sürüyor.
ASKERDEN ‘DAİŞ’İN ARAÇLARI’ ÇAĞRISI
Mert İsmail Karakolu’nun hemen batısında ki mayın sahasına Kobanê’nin Merdesimbêl köyünden araçları ile gelen Kobanêliler, 50 DAİŞ çetesinin saldırısı ardından bine yakın araçlarını bırakıp sınırı aşmak zorunda kaldıklarını ifade etti. DAİŞ çetelerinin askerin yanına gelerek anlaşmalı bir şekilde araçlarını çaldığını söyleyen Gelo İbrahim, “Şimdi yüz civarında araç kaldı. Çeteler asker ile ortak olmasa askerin sahasında bu kadar kolay çalamaz. Asker ‘Bu araçlar DAİŞ’in bırakıp sınırı geçin’ diyerek çetelerin saldırısına ve ardından hırsızlığına ortak olmuş” diyerek asker DAİŞ ortaklığına işaret etti.
ŞİMDİ SIRA ALİŞAR KÖYÜNDEKİ ARAÇLARDA MI?
Gelo, şimdi de askerin karakolun doğusunda Kobanê’nin Alişar köyünün karşısında ki sahaya gelen Kobanêlileri araçlarının başından uzaklaştırmaya çalıştığını ifade etti. Kendisinin de aracının orada olduğunu dile getiren Gelo, uzun süre kaldığı ara bölgedeki yaşantıya ilişkin şunları söyledi: “Asker 3 zırhlı araç dikmiş karşımıza. Canları istemediğinde yemek verilmesini engelliyor. Bazen saldırıyor. Bugüne kadar kaç arkadaşımızı yaraladı. Sürekli bize ‘Araçları bırakın ve sınırı geçin’ diyorlar. Merdesimbêl de ki araçları bırakınca ne olduğunu gördük bu yüzden araçlarımızı bırakmıyoruz. DAİŞ kaç defa saldırdı, karşılık verdik. En son 12 Aralık’ta bir araç içinde emirlerinin olduğu 2 çeteci geldi ve uzaktan ‘Bu araçlar bizim, terk edin’ dediler. Biz ölmeye hazırız ama araçlarımızı bırakmayız.”
TALANA KARŞI TEK ÖZLEMLERİ KOBANÊ
Kobanê’nin Boztep köyünden gelip Merdesimbêl karşısında askerin güvenlik sahası olan mayın sahasında aracı ile bekleyen, ancak DAİŞ’in saldırısı sonrasında sınırı aşıp Suruç’a geçen Mehmudê Hec Bozan, aracının askerin gözü önünde çalınmasını izlemiş. Hec Bozan, “Askerin yanına gelip tokalaştıktan sonra araçlarımızı çalıyorlar. Biz yaklaşınca asker bize saldırıyor. Köpek salıyor üstümüze” dedi. Hec Bozan tüm yitirdiklerine karşın, dünyanın kendilerine yardım etmesini isterken, Kobanê’ye dönme özlemi yaşadıklarını belirtti.
ASKER ÇETE SAMİMİYETİ!
Boztepe köyünden Xalit Hec Mistafa’da aracı ile Merdesimbêl karşısına sığındıktan sonra, DAİŞ çetelerinin saldırısı ile aracını bırakmak zorunda kalan Kobanêlilerden. Mistefa, “50 çeteci bayrakları ile bize saldırdı. Biz askere bizi öldürecekler dedik. Asker teli kaldırdı ve sınırı geçmemizi sağladı. Sonra da gelen çeteler ile tokalaşıp, araçlarımızın çalınmasına seyirci kaldı. Çeteler geliyor asker ile sohbet ettikten sonra araçlarımızı götürüyor. Bu yüzden araçlarımızı götüren askerdir. Anlaşmalı olarak bize saldırtıyorlar, sonra da sohbet ederek oynayarak araçlarımızı çalıyorlar”  diye konuştu. 
Kobanê’de tüm insani değerleri ayaklar altına alan DAİŞ çetelerine karşı üç aydır savaş yürüttüklerini belirten Kobanê Kantonu Başbakanı Enwer Muslim, kış koşulları ve kentteki sivillerin durumuna dikkat çekerek, insani yardım koridorunun açılması gerektiğini tekrarladı. Muslim, “Kobanê’de demokrasi ve insanca yaşamın savaşı devam ediyor ve tüm insanlığı tehdit eden DAİŞ’e karşı verilen bu savaş, dünyanın tüm insanlarını doğrudan ilgilendiriyor” dedi.
DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırıları 3 ayı geride bıraktı. DAİŞ’in saldırılarına karşı destansı bir direniş gerçekleştiren YPG/YPJ savaşçıları ve Kobanê halkı bu saldırıları püskürtürken, DAİŞ çeteleri adım adım kentte çıkarılmaya devam ediyor. Üç ayı geride bırakan DAİŞ saldırıları, Kobanê halkının direnişi, Kobanê’nin içinde bulunduğu durum ve yapılması gerekenlere ilişkin Kobanê Kantonu Başbakanı Enwer Muslim değerlendirmelerde bulundu.
‘SALDIRILAR KIRILDI AMA DAİŞ TEHDİDİ DEVAM EDİYOR’
Kobanê direnişinin üçüncü ayını doldurduğunu ve savaşın devam ettiğini belirten Enwer Muslim, DAİŞ çetelerinin saldırılarına ilişkin şunları söyledi: “DAİŞ’in tüm dünyadan topladığı güçleri ve ağır silahları, tankları ile gerçekleştirdiği vahşi saldırıları sonucu Kobanê’de ciddi bir yıkıma neden oldu. On binlerce insan sınırlarda, kamplarda zor şartlarda yaşamak zorunda kaldı. Halen şehirde yaşayan binlerce sivil, atılan havanlar nedeniyle her an ölümle yüz yüze kaldı. Halen DAİŞ tehdidi devam ediyor ama YPG’nin sergilediği direniş sonucu DAİŞ kırıldı. Sadece askeri anlamda değil, siyasi ve moral anlamında da kırıldılar. Kobanê’de askeri bir savaşın yanı sıra demokrasi, kardeşliğin ve insani değerlerin savaşı veriliyor. YPG/YPJ’nin direnişi, peşmergeler ve koalisyonun hava desteği devam ediyor. Başarı ve zafer YPG içerisinde savaşan genç kızlarımızın, gençlerimiz ile burada değerlerini, toprağını savunan sivil halkın olacak. Kobanê’de hiçbir hak ve hukuku olmayan DAİŞ kaybedecektir.”
‘GELDİKLERİ YERE GERİ GÖNDERECEĞİZ’
DAİŞ çetelerinin Musul, Rakka ve Tabka’dan aldığı ağır silahlarla Kobanê’ye yöneldiğini kendilerinin elinde ise ferdi silahların yanı sıra insani değerler ile demokrasiyi savunma inancı ve iradesi dışında başka bir şey olmadığını vurgulayan Muslim, “Biz haklı olarak toprağımızı savunuyoruz ve tabi ki kentimizi, kantonumuzu çetelerden temizlemek için operasyon yapacağız. Topraklarımızdan son çete çıkarılıncaya kadar temizlik operasyonları devam edecek. Doğu, Güney ve Batı’dan çeteleri bütünüyle çıkarıp, geldikleri yere geri göndereceğiz. Biz yalnızca Kobanê Kantonu için değil, tüm farklılıkların, inançların ve ulusların barış ve huzur içerisinde özgür bir şekilde yaşadığı demokratik bir Suriye için mücadele ediyor ve bu uğurda savaşıyoruz” diye belirtti.
‘İNSANİ KORİDORUN AÇILMASINI DEFALARCA DİLE GETİRDİK’
Kobanê’de yaşayan binlerce sivilin durumunun, DAİŞ’e karşı savaşanlardan farklı olmadığına işaret eden Muslim, şunları dile getirdi: “YPG, DAİŞ saldırılarına karşı mevzilenmiş durumda. Ama kış şartları buradaki savaşçıların yanı sıra binlerce sivilin yaşamını da doğrudan etkiliyor. Şehirde aralarında yüzlerce çocuk ve yaşlının olduğu binlerce sivil yıkıntılar içerisinde, yakacak sorunu yaşıyor. Sınır hattında, kamplarda on binlerce kişi oldukça zor şartlar altında yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Şehirde birçok ihtiyaç olduğunu ve insani koridorun açılması gerektiğini defalarca dile getirdik. Savaşçı değil siviller için bile ne yazık ki; bugüne kadar tüm çabalarımıza rağmen ne uluslararası güçlerden ne de komşu ülkelerden talebimize olumlu yanıt verildi. Kobanê’ye yönelik saldırılar üç aylık değil aslında bir yıldır devam eden bir kuşatma ve ambargo durumu vardı. Ama buna karşın ne uluslararası güçlerden ne de insan hakları kurumlarından gerekli yardımları alabildik. Artık savaşımızın meşruiyeti tüm dünya tarafından kabul edildi. Umuyoruz bundan böyle, en azından kış koşullarında sivil halkımız için gerekli adımlar atılır ve insani koridor bir an evvel açılır.”
‘YARDIM ÇALIŞMALARI BELEDİYELER VE SİCİL TOPLUM KURULUŞLARINA YIKILMAMALI’
Kuzey Kürdistan halkının, bölge belediyelerinin ve sivil toplum kuruluşlarının Kobanê için yürüttükleri yardım çalışmalarının çok anlamlı olduğunu ama bunun tek başına yetersiz kaldığını vurgulayan Muslim, “Çünkü hem kentte kalan hem de kamplara sığınan yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan sivillerin sayısı çok fazla ve temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Yardım çalışmaları sadece belediyelere ve sivil toplum kuruluşlarına yıkılmamalıdır. Başta AB ve uluslararası yardım kuruluşlarının devreye girmesi gerekiyor. Yine dünyanın birçok yerinde sayısız Kürt işveren var; bunların gerekli sorumluluğu göstererek yardımlarda bulunması gerekiyor” çağrısında bulundu.
‘HEM ASKERİ HEM DE SİYASİ DESTEK VERİLMELİ’
Kobanê’de tüm insani değerleri ayaklar altına alan DAİŞ çetelerine karşı savaştıklarının altını çizen Muslim, “Dolayısıyla insan hakları ve demokrasi mücadelemize tüm dünya ülkeleri, hem askeri hem de siyasi destek vermelidir. Çünkü Kobanê’de demokrasi ve insanca yaşamın savaşı devam ediyor ve tüm insanlığı tehdit eden DAİŞ’e karşı verilen bu savaş, dünyanın tüm insanlarını doğrudan ilgilendiriyor” dedi.

Cemaat basınına yönelik gözaltı "operasyon"u bu sabah saatlerinde başladı. Çok sayıda polis, Zaman gazetesinin merkezine baskın düzenlenirken, gözaltılar olduğu da belirtiliyor.

Fethullah Gülen Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen medya kuruluşları ve gazetecileri kapsayan operasyon bu sabah erken saatlerde başladı. Çok sayıda polis, saat 07.15 sularında Zaman gazetesinin Yenibosna'daki merkez binasına geldi. Aynı saatlerde bazı dizi yapımcılarının da gözaltına alındığı bildirildi. 

Samanyolu TV'de yayınlanan "Sungurlar" ve "Tek Türkiye" dizilerinin yapımcısı Salih Asan da gözaltına alındı. Avukat Fikret Duran da sosyal medya hesabından, STV çalışanlarına yönelik gözaltıların başladığını belirterek, Eskişehir'de Salih Asan'ın, Van'da Engin Koç'un evlerinden alındığını yazdı. 
Dünyanın birçok bölgesinden ulaştırma sendikaları, KESK ve DİSK'in çağrısıyla Kobanêlilerin durumunu gözlemlemek amacıyla 16 Aralık'ta Suruç'a geliyor. Heyetin, çeşitli temasların ardından yurtdışında geniş katılımlı dayanışma kampanyası başlatması bekleniyor. 
KESK ve DİSK'in çağrısıyla dünyadaki birçok ulaştırma sendikası, Kobanê'ye yönelik aylardır süren saldırılar sonucu Urfa'nın Suruç ilçesi ve çevre illere yerleşmek zorunda kalan Kobanêlilere yardım kampanyası düzenlemek ve çeşitli temaslarda bulunmak için 16 Aralık'ta Suruç'a geliyor. Heyette, Avrupa Taşımacılık Çalışanları Federasyonu (ETF) Genel Sekreteri Eduardo Chagas, Uluslararası Taşımacılık Çalışanları Federasyonu (ITF) Kara Taşımacılığı Sekreteri Mac Urata, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Cinsiyet Eşitliği Direktörü Chidi King, Demiryolu, Denizcilik ve Taşımacılık Sendikası (RMT) Genel Sekreter Yardımcısı Steve Hedley ve Avrupa Taşımacılık Çalışanları Federasyonu İletişim Direktörü Koen Reynaerts'in yer alması bekleniyor.
ÇADIR KENTLER ZİYARET EDİLECEK
Yurtdışından gelecek olan heyete, Suruç'taki programlarına ilişkin bilgi veren KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen, belediye ve kaymakamlık ziyaretlerinin ardından belediye tarafından kurulan 5 çadır kenti ziyaret edeceklerini belirtti. Uluslararası düzeyde Şengal ve Kobanêlilere yönelik duyarlılık çağrıları ve kampanya başlatma talepleri olduğunu söyleyen Özgen, yabancı heyetin Suruç'ta yapacağı incelemelerin ve kimi tespitlerin ardından Avrupa’da ve dünya ölçeğinde kampanyalar başlatacağı bilgisini verdi. Özgen, sendika olarak DİSK ile birlikte Kobanê'ye saldırıların başlamasından bu yana yurtdışına 2 defa heyet gönderdiklerini söyledi. Özgen, "Dünya emek hareketinin hem kendi ülkelerinde bu durumu izah etmeleri hem de emekçi olmaktan kaynaklı rollerini ve misyonlarını yerine getirmeleri hususunda onlara raporlar sunduk. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu yönetim kurulu toplantısına heyet gönderdik. Gönderdiğimiz heyetler bu konfederasyonların yöneticilerine Şengal, Kobanê ve Rojava’de yaşanan savaşı verilerle anlattık" dedi.
KAMPANYA BAŞLATILACAK
Heyetin temasların ardından kendi uluslararası ölçekte dayanışma kampanyası başlatacakları ve kampanyanın organizasyonunu ortaklaşa yapacaklarını belirten Özgen, hali hazırda sendika olarak Kobanê ve Şengal halkına dönük aylardır eğitim ve sağlık çalışmaları yürüttüklerini anlattı. Özgen, heyetin gün boyu incelemesini sürdüreceği ve ardından kentten ayrılacağı bilgisi verdi.

Çete saldırılarının ardından sığındığı Maraş’ta valilik kararıyla çıkarlan 150 kişiden biri olan 80 yaşındaki Done Ahmet’nin hayatı çizilmiş suni sınırlar arasında hasretle geçmiş. Annesi Şırnak’lı olan Done nine “O memleket hasretiyle öldü, ben bunu yaşamak istemiyorum. Kendi toprağımda ölmek istiyorum” diyor.
DAİŞ çetelerinin saldırıları nedeniyle 3 ay önce Kobanê'nin Kasime, Kine ve Elecax köylerinden göç ederek, yakınlarının vasıtasıyla Maraş'a yerleşen 25 Kobanêli aile, önceki gece Maraş Valiliği'nin talimatıyla kentten atıldı. Polisler tarafından apar topar araçlara bindirilen 150 Kobanêli, Suruç'a getirilip sokağa bırakıldı. Hiçbir yer gösterilmeden öylece sokağa atılan ailelerin yardımına koşan Suruç Belediyesi ekipleri onları geçici olarak bir yere yerleştirdi. Son bir kaç aydır yaşadıkları travma yetmezmiş gibi bir kez daha zulme maruz kalan çoğunluğu yaşlı ve çocukların oluşturduğu Kobanêlilerden 80 yaşındaki Done Ahmet’in hayatı ise çizilmiş suni sınırlar arasındaki acılara yabancı değil.
‘ANNEM MEMLEKET HASRETİYLE ÖLDÜ’
Done'nin annesi Sare, 1960 yılında Şırnak yakınlarında göç ederek gittiği Kobanê’de, babası Ahmet Hamo ile evlenir. Yıllarca annesinin memleket özlemini içinde taşıyarak gözlerini yumduğunu söyleyen Done, devam eden döngüde haksızlığın eksik olmadığını dile getirerek, “Annem gibi memleket özlemi çekmek istemiyorum” diyerek, Kobanê’ye dönmek istediğini söyledi. “O memleket hasretiyle öldü, ben bunu yaşamak istemiyorum. Kendi toprağımda ölmek istiyorum” diye anlattı.
‘HER ŞEYİMİZİ ALDILAR’
Çetelerin Kasime köyüne saldırması üzerine önce Kobanê’ye, ardından da sınırı geçerek Maraş’a geldiklerini anlatan Done, 5 çocuğu ve 10 torunun topraklarından uzakta yaşamasına gönlünün el vermediğini, ancak ellerinden bir şey gelmediğini ifade etti. Yaşadıkları haksızlığı kabul edemediklerini dile getiren Done, "Suruç’a geldiğim günden bu yana ağlamaktan bir hal oldum. Maraş’a, DAİŞ’ten kaçarak yerleşmiştik. Çadırımızı ve her şeyimizi soğan ve pamuğa giderek kazandığımız parayla almıştık. Daha kendimiz toparlayamamışken tekrardan bize aynı şeyleri yaşattılar. Gidip Kobanê’de savaşarak öleyim, ama buralarda rezil olmayayım. Çocuklarla oradan oraya sürülüyoruz. Çok canımız acıyor. Perişan edildik. Dayanacak takatimiz kalmadı” dedi.
‘BURADA BİR GÜN BİLE YAŞAMAK İSTEMİYORUM’
Bir gün bile Türkiye’de yaşamak istemediğini söyleyen Done, “Haksızlığa maruz kaldık. Önce çeteler bizi memleketimizden etti. Şimdi de bu yaşta Türk devleti ordan oraya sürüyor. Biz de insanız. Bizim de acımız var” diye tepki gösterdi. Kobanê’den çıkarken yürüyemediği için çocuğunun Kobanê’den Türkiye’ye kadar kendisini sırtında taşıdığını anlatan Done, “Artık yaşlıyım. Bir gün boyunca bazen yürüdüm bazen de oğlumun sırtında Türkiye’ye geldim. Öleceksem de kendi topraklarımda öleyim. Bu işkence son bulsun” diye konuştu.
MLKP savaşçısı Eylem Deniz/Sarya Özgür, kod adlı Sibel Bulut, Kobanê direnişinde yaşamını yitirdi. Bir açıklama yapan MLKP, "Sarya yoldaşın silahı, şimdi yoldaşlarının elinde ve zafere kadar susmayacak" açıklaması yaptı.
Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) Rojava, savaşçısı Sibel Bulut (Sarya Özgür/Eylem Deniz), DAİŞ çetesinin saldırdığı Kobanê'nin güney cephesinde yaşamını yitirdiğini açıkladı. Kobanê savunmasında yer alan Bulut'un, 12 Aralık günü YPG/YPJ güçlerinin IŞİD çetesine yönelik eylemi esnasında yaşamını yitirdiği öğrenildi.
Bir açıklama yapan MLKP Rojava, Bulut’un 12 Aralık 2014 tarihinde bir eylem sırasında yaşamını yitirdiğini belirtti.
“Sarya yoldaşın, 1986 yılında Dersim'de başlayan yaşam serüveni, mücadelenin farklı alanlarında sürdürdüğü devrimci pratiklerin ardından, Kobanê'de ölümsüzlük mertebesine yükseldi” diyen MLKP, açıklamasında şunlara yer verildi: “Partimizin ‘Bu devrime katılın. Bu devrimi savunun. Kobanê'nin çağrısına ses verin. Hemen şimdi harekete geçin’ çağrısına ilk ses verenlerden biri olarak Sarya yoldaşımız, bulunduğu Cizire kantonundan, Kobanê'ye geçmişti.
‘Kobanê'nin yanında olmak, her onurlu insanın görevidir, vicdan sahibi olan herkes, bu savaşta, Kobanê halkının yanında yer almalıdır. Bir komünist olarak ben bu haklı kavganın tam ortasında olmalıyım’ diyerek cephe gönüllüsü olan Sarya yoldaşımız, 16 Ekim 2014 tarihinden beri Kobanê cephesinde bulunuyordu!”
Bulut’un Kobanê barikatlarında devrimi savunduğunu da belirten MLKP Rojava, “Partimizin bayrağını dalgalandırdı. Tıpkı, şehit Serkan ve şehit Paramaz yoldaşları gibi, O da, büyük ve haklı bir davanın neferiydi. Şehit Arin Mirxanlar gibi Yaseminler, Güneşler gibi feda kuşağının kadın temsilcilerindendi.
Onlar, can bedeli eylemleriyle bize hem onurlu bir miras hem de, zafere kadar taşıyacağımız silahlarını bıraktılar. Onlar, onur ve özgürlükten daha değerli hiç bir şeyin olmadığını kahramanca tüm dünyaya gösterdiler. Onlar, omuz omuza direnen MLKP, YPG ve YPJ savaşçıları olarak, ev ev, sokak sokak, savaşı büyüttüler, Kobanê’yi zafer ilanının eşiğine getirdiler. Belki Sarya yoldaşımız zafer halaylarına katılamayacak ancak, onun izinden yürüyenler, özgürlük şarkılarını onun için de, söyleyecekler. Onun sıkı sıkı sarıldığı onur ve özgürlük nişanesi olan parti bayrağı asla yere düşmeyecek. Zaferi müjdeleyen silah sesleri arasında onun bıraktığı da olacak. Çünkü o silah şimdi yoldaşlarının elinde ve zafere kadar da susmayacak.
Sarya yoldaşa ve tüm şehitlerimize layık olarak, devrim yangınını bölgemizin ve dünyanın dört bir yanına taşımak onur görevimiz ve sözümüzdür. Ne pahasına olursa olsun bu sözü tutacağız.
Başta komünist kadınlar olmak üzere, özgürlükten ve onurdan yana olan tüm kadınları Sarya yoldaşın çağrısına yanıt vererek, Kobanê’nin zafer yürüyüşüne katılmaya çağırıyoruz” denildi.
MLKP açıklamasında Bulut’un kimlik bilgileri de paylaştı.
18 Kasım 1986 yılında Dersim doğumlu Sarya/Eylem Deniz kod adlı Sibel Bulut 12 Aralık 2014’te Kobanê direnişinde yaşamını yitirdi.
Kobanêli çocuk ve bebekler için başlatılan “Çocuğuna alırken 1 mama, 1 süt, 1 biberon daha al” kampanyasına destek her geçen gün artarken, kampanyayı yürüten aktivistler herkesi kampanyaya sahip çıkmaya çağırdı.
Kobanê'den çete saldırılarıyla yaşanan büyük göç dalgasında 20 binin üzerinde 0-3 yaş arası çocuk Suruç’a geldi. Kış koşullarının gelmesiyle birlikte özellikle bebek ve çocukların beslenme ve barınma koşulları ağırlaştı. Suruç Kobanê Dayanışma Koordinasyonu ile Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, bebekler için 27 Kasım'da “Çocuğuna alırken 1 mama, 1 süt, 1 biberon daha al” kampanyası başlattı. Kürdistan, Türkiye ve Avrupa'dan geri dönüşlerin olduğu kampanyanın yürütücülerinden Sevinç Koçak, kampanyaya olan ilginin her geçen gün arttığını ve kampanyanın kış boyunca süreceğini söyledi.
‘HALA İHTİHAÇ VAR’
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ile Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencileri tarafından toplanan 900 litre sütün Suruç’a ulaştırıldığını ve çocuklara dağıtıldığını belirten Koçak, "Bu hafta Ankara İHD üzerinden yaklaşık 4 ton süt geliyor. Diyarbakır’dan 700 kutu, Almanya’dan 350 paket mama geldi. Bunların yanı sıra bireysel olarak gönderenler de oluyor elbette. Ancak mama ihtiyacı giderilebilmiş değil" ifadelerini kullandı.
ACİL MAMAYA İHTİYAÇ VAR
Kobanêli bebeklerin kötü koşullardan kaynaklı anne sütü ile beslenemediğine dikkat çeken Koçak şunları söyledi: "Çocuk sağlığı uzmanlarından aldığımız bilgiler doğrultusunda, anne sütü olmadığı durumlarda bebeklerin beslenebilmesi için verebileceğimiz tek şey mama. En az 6 aya kadar mama vermek gerektiği halde, halen yeterli mamamız yok. Bebeklerin mama, 5 yaşa kadar çocukların da beslenme ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, her çadır kente ve her mahalleye mama mutfakları kurmayı amaçlıyoruz. Bu mutfaklar için donanımlı birer konteyner ve düzenli mama ile yumurta, süt, peynir, zeytinden oluşan kahvaltılık malzemenin temin edilmesine ihtiyacımız var. Bunun için gönüllü olabilecek her STK, dernek, parti, kurum ve kişilerden bizimle iletişime geçmelerini bekliyoruz. Mama mutfağı kurmak için bize destek olabilecek herkese, ayrıntılı bir raporla maliyet analizini sunmaya hazırız.”
'UMUDU BİRLİKTE BÜYÜTELİM’
Herkese dayanışma çağrısı yapan Koçak, "Bu süreç herkes için oldukça zor, ama çocuklar ve bebekler için çok daha zor geçiyor. Çünkü onlar çok savunmasız. Bu yüzden çağrımızı yineliyoruz: Dayanışma ağını güçlendirelim, umudu birlikte büyütelim" şeklinde konuştu. 
Kürtçe Anadiliyle Eğitim Haktır!

Kürtçe Anadiliyle Eğitim Haktır!

Dr. Amed Sozdar
#KürtçeAnadilindeEğitimHaktır!
Kürt halkını yüz yıldan bana inkar, imha ve asimilasyon yoluyla yok etmek isteyenler, zamanın ruhuna yenik düşüp bu emelleri terk etmeye başladılar. Burada "terk ettiler" diyemiyoruz; çünkü tüm gelişmelere rağmen hâlâ kavramsal olarak yok sayıcı yaklaşımları görebiliyoruz. Bunun en ilginç örneği Türkiye'de Kürtçenin "Yaşayan diller ve lehçeler" adıyla ele alınmasıdır. Ki ilk Kürtçe öğretmenleri de maalesef ki "Yaşayan Diller ve Lehçeler (Kurmanci-Zazaki)" olarak tercihlerini yapabiliyorlar. Ama uzun vadede sistem ne tür bir kavramsallaşmaya giderse gitsin Kürtçenin kazançlı çıkacağını biliyoruz. Ki bu sebeple de Kürt halkı yeri geldiğinde surete değil, manaya bakmasını ve bunu stratejik bir şekilde değerlendirmesini biliyor. Kısacası bu, hatalı olanın suistimal edilerek yerine doğru olanın "de facto" olarak girmesini sağlayan bir yoldur.
Dile dair yeni tarzı siyaset
Kürtler bugünlerde Kürtçe anadilinde eğitim için farklı yollarla seslerini yükseltirken bugün 2014-2015 eğitim-öğretim yılı başlıyor. Barış sürecinde anadiliyle ilgili somut gelişmeler yaşanmazken Kürt halkında da bu konuda bir suskunluk dönemi göze çarptı. Tabii sistem her ne kadar birçok konuda serbestleşme sağlasa da oto-asimilasyon büyük bir şiddetle Kürt coğrafyasında yaşanıyordu. Öyle ki kapitalist modernite bu değirmene su taşırken okullar da bizzat değirmen oluyordu. Usul usul bir asimilasyon işlerken Kürt siyasi hareketi, barış süreci ve yeniden organize olma gibi nedenlerden dolayı anadiline ilişkin tatmin edici bir kapı açamadı. Bunun yanında anadilde eğitim, anayasal güvence vb. gibi konular da gündemleşmedi. Kürtçe için çalışan kimi kurumlar da ancak meraklısının uğradığı yerler oldu ve geniş bir halk tabanına yayılamadı.
Bu durumda dile ilişkin yeni bir tarzı siyasetin geliştirilmesi büyük önem arz ediyordu. İşte bu yüzden her ne maksatla olursa olsun ortaokulların 5,6,7 ve8. sınıflarına konulan seçmeli Kürtçe dersleri bize kamusal alana girmek için bir kapı oldu. Çünkü halkın tamamına ulaşmak için kamusal alan büyük bir önem taşıyordu. Lakin bu imkanı şu ana kadar Kürtler yeterince kullanamadılar. Oysa bir okulda açılacak bir sınıf bile tüm okulu etkisi altına alabilirdi. Özellikle asimilasyonun derinleştiği bazı Kürt kentlerinde seçmeli Kürtçe dersi adeta ilaç olacaktı. Yani en azından tümden reddedilmeyebilirdi. Neyse ki yavaş yavaş bu hatadan dönülüyor ve bizim 2-3 yıldan beri söylediğimiz noktaya geliniyor. Bu anlamda Sami Tan'ın Azadiya Welat'taki yazısında geçen "Her şeyden önce Kürt siyasetçileri Kürtçe öğretmenlerini kendi kurumlarına davet etmeli, sonra da yurtsever aileler seçmeli dersler için okullara başvurmalı. Eğer o dersler açılmazsa onların başına kıyameti koparın (14.09.2014)" şeklindeki sözleri de bunun göstergesidir.
Her kapı anadilinde eğitime çıkar
Eğitim ve öğretim yılı başlarken yeniden gündemleşirken anadili, burada Kürtlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Kürtçe, Kürtlerin şemsiyesidir. Herkes bu şemsiyenin altında kendinde bir yer bulmalı. Bu noktada Kürtçe öğretmen adaylarına yaklaşım da bazen çok kırıcıydı. Oysa Kürtçe öğretmenleri özellikle ağustos ayının başından başlattıkları tüm eylemlerde temel 4 noktaya vurgu yaptılar: Kürtçe eğitim dili olması, anayasal güvence, Kürtçenin resmi dil olması ve Kürtçe öğretmenlerinin atanması. Tabii tüm eylemlerdeki bu vurgulara rağmen basında Kürtçe öğretmenlerinin atanması meselesi öne çıkartılıyordu. Kürtçe Öğretmenleri Platformu bu durumdan rahatsızlığını kendi sayfasından da dile getirmişti. En temelde Kürtçe öğretmenleri üzerinden anadili ve Kürtçe üzerine bir kamuoyu oluştu. 25 Ağustos'ta açlık grevine de girdiler ve bu süreçte birçok Kürt siyasetçi, sendika ve kurumlar da destek verdiler. Açlık grevi 19. gününde sona erdirildiğinde bu sefer de anadilde eğitim talebiyle mektup gönderme kampanyası başlattılar. Bugün de bir grup Kürtçe öğretmeni Mardin Karayolları parkında bir araya gelip birçok kuruma anadilinde eğitim için mektup gönderecek.
Bunun yanında Kürdi-Der öncülüğünde açılan Kürtçe anadilinde eğitim verecek okullar da çok önemlidir. Aslında eski Başbakan Erdoğan'ın 2013 Eylül'ünde açıkladığı demokratikleşme paketinde bu konuda vurgular vardı. Tabii her şeye rağmen Kürtlerin kendi çabalarıyla açtıkları okullara valilik ve kaymakamlık eliyle sürekli sözlü tacizler oluyor. Oysa devlet, yapılan bu okulları yıkmak ve illegal hale getirmek yerine onları yasal güvenceye alacak adımlar atabilirdi. Yani halkın kendi doğasal mecrasında yaptığı bir çalışmayı yasalar da hemen çerçevelemeli. Tabii Türkiye'de eski yasa maddeleri haşa Kur'an ayeti gibi algılandığından işin içinden çıkılmıyor. Her şeye rağmen bu eğitim-öğretim döneminde Bağlar, Cizre ve Yüksekova'da açılan okullarda 300 Kürt öğrenci anadilinde eğitim görecekler. Bu anlamda Kürt halkının bu çabaları takdir, tebrik edip sahiplenmesi Kürtçenin geleceği açısından önemlidir.
Uzun vadeli bir strateji Kürtçeye kazandırır
Kürtçe öğretmenlerinin karınca kararınca çalışmaları ve Kürdi-Der'in okullaşma çabalarının yanında eğitim-öğretimin ilk haftasında boykotla verilecek bir mesaj da anadilini gündemleştirecektir. Böylece Kürtlerin anadili motivasyonu tekrar canlanacak ve anadilinde eğitim talebi ön plana çıkacaktır. Tüm bu çalışmalar bize Kürtçe ortak zeminde artık buluşulması gerektiğini gösteriyor. Yani kim tarafından yapılırsa yapılsın birbirini güçlendiren bir pozisyon oluşturulursa bundan en çok Kürtçe kazançlı çıkacaktır. İşte bu yüzden Kürtçenin Halk Eğitim Merkezlerinde verilmesi ve bu sayede Kürtçe öğretmenlerinin orada istihdam edilmesi için aylardır uğraşıyorum. Bakan Avcı ve müsteşar tarafından da onaylanan bu proje, bürokrasinin ağır çalışmasından dolayı daha modüle konulmadı . Ama yakın zamanda Türkiye'nin her köşesinde Halk Eğitim Merkezlerinde de Kürtçe dersler verilebilecek. Bunları, uzun vadede ve süreci göz önünde bulundurarak önemsemeliyiz. Çünkü en nihayetinde kazanan Kürtçe olacaktır.
Kürtçe Sohbet, Sesli Kürtçe, Kürtçe Müzik, Kürtçe Haber, Kürtçe Radyo Siteleri öncüsü Rojken başlıca arama motorları ( Google, Yahoo, Yandex ve bing ) tarafından yıllın kürtçe kategorisinde en büyük başarı ödülünü aldı.
Hedefimiz Alexada en üst sıraya gelmek yakın zamanda bunuda siz değerli haber ve müzik takipçilerimiz sayesinde yakalayacağımıza inanıyoruz.
Rojken 15 yıl önce sanalda ilk açılan kürtçe sohbet sitesi ve varlığını halen devam ettirmekte
Sesli Kürtçe Sohbet Sitelerinde bir ilki rojken gerçekleştirdi, anasayfasında amedfm canlı yayın ve kürtçe müzik yayını ile anf haberin güncel haberlerini paylaşarak takipçilerinin menuniyetini kazandı.
Rojken Sitesi kürtçe sohbet siteleri arasında google arama motoru tarafından ilk sıra olarak seçildi

“EDİP, SAKIN ODATV’DE YAZMA, BAŞIN BELAYA GİRER!”


Amerika’dayken Odatv hakkında bazı olumsuz haberler işitmiştim. Ama okyanus ötesinden izlediğim için ve Türkiye’de “Flaş” veya “Şok” gibi ifadelerle sunulan yüzlerce haber arasında pek dikkatimi çekmemişti.
Amerika’nın iç politikası dahil dünyadaki politik, teknolojik ve sosyolojik değişimleri yakından izleyen birisiyim. Türkçe ve İngilizce kitaplar yazıyorum, Üniversitede felsefe ve mantık dersleri veriyorum, İslami Reform için Kritik Düşünenler konferansları düzenliyorum, MPJP örgütünün kurucularından biri olarak Arap ülkelerindeki özgürlük mücadelesi veren gruplarla irtibat içindeyim, birkaç arkadaşla birlikte Barışseverler Anayasası (Peacemakers Constitution) hazırlayıp tartışıyorum, Filistin ve İsrail halkının bir tek federal devletin eşit vatandaşları olarak barış içinde yaşamalarını savunan bir projenin komitesindeyim ve şu sıralar Kudüs’te bir konferansın hazırlıklarını yapıyoruz.
Evde eşime yardım etmek için bazen yemek yapıyorum, bulaşık yıkıyorum ve bahçedeki ağaçları budayıp suluyorum. İki oğlumun öğrenimi ve diğer ihtiyaçları ile yakından ilgileniyorum. Kilo vermem için bana sürekli talimatlar veren ve yasaklar koyan diyet uzmanı eşime rağmen, bazen garajdaki bir dolapta gizlediğim susamlı şekerleri coffemaker’de demlediğim çay ile birlikte yiyorum.
Tüm bunlara ek olarak her gün birkaç saatimi e-maillere cevap vermekle, Facebook dahil çeşitli internet forumlarında genç-yaşlı, cahil-okumuş, fakir-zengin, dinci-dinsiz, Türk-Kürt ayırımı yapmadan insanlarla genelde din, politika ve felsefe üçgeninde dans eden konuları tartışmakla geçiriyorum.
Sabrederek... Kısacası, Odatv’nin derin devletin dibinde çevirdiği iddia edilen maceraları benim için uzakta bir teferruattı. Oradan hiç kimseyi tanımıyordum. Hatta Soner adında bir yazarı yeni işitiyordum.
Geçen Ramazan ayı içinde Türkiye’ye yaptığım üç haftalık bir seyahatte bazı tartışmalara ve toplantılara katıldım. Bu toplantıların birisinde tanıştığım iki avukat bana Odatv’de makale yazmamı önerdiler.
Biraz da ısrar ettiler. Ben de her zamanki saflığımla “evet” dedim. Ancak daha sonra bu daveti bazı yazar ve akademisyen arkadaşlarıma danıştım.
Hepsi ittifakla “Hayır, orada yazma” dediler. Merak ettim…
 Meğerse Odatv’nin derin devletle bağlantıları varmış. Meğerse onun kurucusu Soner, Ergenekon davasından içeri alınmış. Benim gibi zaten marjinal olan birisinin daha da marjinalleşmesi anlamına geliyormuş. Millet beni derin devletçi olarak damgalayabilirmiş...
Ben derin düşünmeyi severim. Dahası yüzde yetmiş anarşistim. Bu yüzden devletlerle pek aram yok. Hele derin olan bir devletle ne yıldızlarım barışır, ne ayım ne de dünyam. Benim rol modellerim, Sokrates, İbrahim, Buda, Musa, İsa, Muhammed gibi gelenek ve doğmaları sorgulayan put kıranlardır.
Ben kralın yaveri veya terzisi olmayı değil kralın çıplak olduğunu haykıran bir çocuk olmayı tercih etmişim hayatım boyunca ve o çocuğu öldürmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Aksine o çocuğa hala şeker veriyorum; hem de gözlerimi kırparak.
Rasyonel monoteizm ile özgürlüğüne kavuşmuş bir insanın putları olamaz, alaveresi dalaveresi olamaz, derin devletle hesapları olamaz. Hesabım olsaydı, bugün kavgayı kazanan tarafta yer alırdım. Çoğunluk gibi ayıya dayı derdim. Geçmişte nasıl ki Atatürkçülerden yana yer almadım, bugün de onun yerine bir başka put dikmek isteyenlerden yana yer almayacağım.
Türkiye’de bir zamanlar Atatürk için ayrılan dokunulmazlık makamına yükseltilen ve şu anda neredeyse “la yüsel” (sorgulanamaz) haline getirilen Fethullah adındaki bir vaize 19 Soru yönelterek daha da derin olan güçleri karşıma almazdım.
Evet, ben neredeyse tüm hayatım boyunca “acaba kelle sayıları ne der?”veya “acaba devlet baba ne yapar?” diye hesap yaparak inanç, düşünce ve kıble belirlemedim, ayarlamadım ve sansürlemedim.
Hiçbir gizlisi olmayan, inandığını ve düşündüğünü dobra dobra ifade eden birisi olarak arkadaşlarımın bu tavsiyesine uyMAmaya karar verdim. Odatv’nin davetini kabul edeceğim ve burada yazacağım. Ne Amerika’dan, ne T.C.’den, ne paşalardan, ne maşalardan, ne falanca hocaefendiden ne filanca şehyten hiçbir korkum yok ve hiçbir beklentim yok.
Bana sayfalarını açan Taraf gazetesi için birkaç makale yazdığım gibi Taraf ile aynı tarafta yer almayan Odatv sitesinde de birkaç makale yazacağım. Falanca gazetede yazıyorum diye veya falanca adamla çay içiyorum diye onlarla her konuda aynı görüşü ve duruşu paylaşıyor olamam. Belki de burada periyodik yazacağım.
Ancak burada yazdıklarım sansüre uğrarsa o zaman haliyle buraya da elveda diyeceğim. Onuncu köyde yaşamaktan çekinmiyorum.
Beni kitaplarımdan ve faaliyetlerimden tanıyan dostlarım ve düşmanlarım çok iyi bilirler ki ben ta Akıncılık dönemimde, bugün Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu gibi Türkiye’yi idare eden ekiple aynı okullarda (İstanbul İmam Hatip Lisesi, Boğaziçi Üniversitesi) okurken ve aynı politik partide (Milli Selamet Partisi) mücadele verirken de özgürlük için mücadele verdim.
Nitekim iki makalemden dolayı 12 Eylül’ün askeri hâkimleri tarafından yargılanırken, üçlü hâkim komitesine Sokrates’ten ve Engizisyon mahkemelerinden örnekler vererek özgürlük dersi vermiştim.
İlk kez mahkeme salonunda bir iki dakikalığına görüştüğüm avukatımın tavsiyesine aykırı yaptığım bu savunmamdan (!) dolayı 6 yıl hapisle ödüllendirilmiştim.
Daha sonra Sünni mezhep öğretilerinin akıl ve mantıkla, Allah’ın doğadaki ve kitaptaki ayetleriyle çeliştiğini fark ettiğimde sahip olduğum her şeyi, ailemi, arkadaşlarımı, en-çok-satan yazarlık kariyerimi, politik geleceğimi, ve hatta hayatımı riske sokacak bir tavır gösterdim. Din adamlarının çıplak olduğunu, hadis sünnet ve mezhep kitaplarının hurafe ve palavralarla dolu olduğunu haykırdım, daha önce mezhep doğmalarını öven kitaplarıma özeleştiri getirdim.
Aforoz edildikten ve hakkımda savrulan ölüm fetvaları dinci gazetelerin baş sayfalarında manşet olduktan sonra hayatım ve özgürlüğüm için 1989 yılında Amerika’ya hicret etmek zorunda kaldım.
Hicret edip yuva kurduğum Amerika’nın da aslında Siyonist çeteler ve çok uluslu şirketler tarafından yöneltildiğini, ABD-Co’nun (USA-Inc) dünyanın en büyük terörist ve emperyalist gücü olarak insanlık ve çevre için en büyük bela olduğunu fark ettiğimde bunu da makale ve kitaplarımda eleştirdim, adalet ve barış için konferanslar, projeler düzenledim, düzenliyorum.
Örneğin, Brainbow Press tarafından İngilizce yayımlanan “Peacemaker’s Guide to Warmongers” adlı kitabımın kapağı bile ABD emperyalizmine ve modern Haçlı-Yahudi saldırılarına karşı cesur ve erdemli duruşumun tanıklarından biridir.
Amerika’da hukuk doktoramı yaparken, Türkiye’deki Refah Partisinin kendinden önceki komünist ve dinci partiler gibi kapatılmaya çalışıldığını öğrenince vicdanım buna isyan etmiş ve Anayasa mahkemesinde o zamanların başsavcısı Vural Savaş tarafından yazılan iddianameye hukuki ve felsefi bir cevap vermiştim. O cevabım “Cannibal Democracies: the Turkish Version” (Yamyam Demokrasiler: Türk Versiyonu) başlığıyla New York’taki bir hukuk fakültesinin dergisinde yayımlanmış ve yine aynı üniversitenin düzenlediği uluslararası bir sempozyumun konusu yapılmıştı. (Bu makale bir eklemeyle Devlet/Demokrasi/Teokrasi/Oligarşi başlığıyla Türkçeye çevrilip yayımlandı). Üyelerinin çoğunluğu tarafından lanetlenen ve kanı mubah görülen bir “mürted” niye böylesi bir partinin kapatılmaması için savunma yapıyordu?
Aynı şekilde, Türkiye’de başörtünün Kuran’ın bir emri olmadığını ilk kez kamuoyunda tartışan biri olduğum halde, üniversitelerde başörtü takan kadınlara yönelik yasaklara, ayırımcılık ve zulme karşı onların özgürlüğü için mücadele verdim.
Hatta Türkiye’yi ziyaret ettiğim bir zamanda bunun için protestolara ve yürüyüşlere katıldım. “Takanlar ve Takılanlar” adlı kitabımda bu konuyu teolojik, politik ve hukuki yönleriyle tartışıyorum. Başörtüsünü dini bir vecibe olarak görmeyen bir adam niye kadınların başörtülerine yönelik yasaklara karşı bu derece aktif mücadele gösteriyordu?
Kısaca cevap vereyim: Çoğunluk tarafından “kötü”, “ahlaksız”, “hakaret”ve hatta “şeytani” görülen inanç ve fikirlerin ifade edilmesini yasaklayan toplumlar zalim olur, münafıklaşır, üçkağıtçı olur, onurunu yitirir, ahlaksız olur, felaketlere ve geriliğe mahkum olur.
Ahlak ile hukuk arasında veya hakaret ile iftira arasında ayırım yapamayan toplumlar enerjilerini heba ederler ve segmenter toplumlara dönüşürler. Böyle toplumlar firavuncuk olmaya özenen kölelerle dolar.
Allah’ın izniyle, yakında bu konuyla ilgili yaptığım bir tartışmayı sizinle paylaşacağım.
Edip Yüksel
Odatv.com
Retrica Pro Sürüm Apk Full Hızlı İndir v2.2.3 Android
unnamed Retrica proApk Full Hızlı İndir v2.2.3 Android
Retrica Apk, resimleriniz ile uğraşmak isteyenler için resim düzenleme Retrica uygulaması ile efektler vererek harika bir görünüm
kazandırabilirsiniz buna benzer bir çok araç içerir.. kullanımı basit eğlenceli bir uygulamadır.
Resmi büyütmek için tıklayın.
İNDİRME LİNKİ
http://turbobit.net/v1up7i7vnwdi.html
Resmi büyütmek için tıklayın.
Windows 8 Pro Türkçe x86 x64 (Msdn Orjinal) Full Tek link indir
Windows 8 pro Türkçe orjinal sürümüdür, el değmemiş msdn sürüm satışa sunulandır,
bilmişlik taslayanlara dipnottur,
Resmi büyütmek için tıklayın.
Not: full yapmak için kmspico kullanın
Kurulum Esnasında Anahtar:
NG4HW-VH26C-733KW-K6F98-J8CK4
RR3BN-3YY9P-9D7FC-7J4YF-QGJXW
İso dosyalarını indirdikten sonra hash kontrolü yapabilirsiniz.
Windows 8 (x86) – DVD (Turkish) > tr_windows_8_x86_dvd_915522.iso
Windows 8 (x64) – DVD (Turkish) > tr_windows_8_x64_dvd_915425.iso
Resmi büyütmek için tıklayın.
————————————————————-
Boyut:2-3-gb
Sıkıştırma: Rar / Şifre:rupi
Tarama: Webroot. / Durum Temiz
Resmi büyütmek için tıklayın.


İNDİRME LİNKLERİ

http://letitbit.net/folder/18804931/14273873

ALTERNATİF
http://turbobit.net/download/folder/1562882
http://turbobit.net/download/folder/1623776 linki tıklayarak indirebilirsiniz.
2015 yılı bütçesine karşı yapılan mitingde, Türkiye ve Kürdistan'dan gelen on binlerce emekçi, "Saraylar değil ekmeğimiz büyüsün!" dedi. 
KESK ve DİSK'in öncülüğünde, "Saraylar değil ekmeğimiz büyüsün" şiarıyla, 2015 bütçesine karşı Sıhhiye Meydanı'nda on binlerce emekçinin katıldığı kitlesel miting gerçekleştirildi. Sabah saatlerinden, Türkiye ve Kürdistan'ın dört bir yanından gelen emekçiler Ankara Garı'nın önünde bir araya gelerek "Savaşa, yoksulluğa, talana karşı halk için bütçe demokratik Türkiye" pankartı arkasında Sıhhiye Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. KESK eş genel başkanları Lami Özgen ve Şaziye Köse, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, CHP ve HDP milletvekillerin de katıldığını yürüyüşe, çok sayıda emek örgütü ve siyasi parti destek verdi. Emekçiler yürüyüş boyunca, "Direne direne kazanacağız", "Savaşa değil barışa bütçe" sloganı atarak, "Eğitimde piyasacılığına son", "Sağlıkta özelleştirme öldürür", "Açlık sınırının altında asgari ücret öldürür" dövizleri taşıdı.

Yürüyüş boyunca, "Cumhurbaşkanlığı Sarayı"nın maliyetinin milyarları aşmasına ve Cumhurbaşkanlığı bütçesinin 2015 yılı bütçesinde yaklaşık iki katı arttırılması karşı olan öfke, dövizler ve sloganlara yansıdı. Sıhhiye kavşağından Ankara Garı'na kadar uzanan kortejde, üzerinde, demokratik bütçe taleplerinin yer aldığı devasa balonlar yürüyüşe ayrı bir renklilik kattı.

Yürüyüş sırasında ve eylem alanında polis tarafından alınan yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekti. Binlerce çevik kuvvet ve sivil polislerin bulunduğu alana, "güvenlik" gerekçesiyle onlarca TOMA getirilirken, özel hareket polislerinin keskin nişancıları yüksek binalardan alanı izledi. Polisler, Sıhhiye Meydanı girişine de kontrol noktası kurarken, binlerce genç polisler tarafından üstlerini aratmayarak, "Katil polis hesap verecek" sloganıyla alana giriş yaptı.

Miting alanında emekçiler, AKP hükümetinin piyasacı ve özelleştirme politikalarına karşı tepkiler verilirken, kadınlar ve LGBTİ bireylerde 2015 bütçesinin kendilerini yok saydığını belirterek, alanda slogan ve bayraklarıyla renkli görüntüler oluşturdu. Milli Eğitim Şûrası'nda alınan eğitimi dinselleştiren kararlara tepki veren ve binlerce üyesiyle miting alanına gelen Eğitim Sen'li eğitim emekçileri de, AKP hükümetinin piyasacı ve muhafazakar eğitim politikaları teşhir eden döviz ve sloganlarla, "Savaşa değil eğitime bütçe" dedi. TTB ve SES'e bağlı sağlık emekçileri de, 2015 yılı bütçesinde sağlığa ayrılan payın az olmasının, AKP hükümetinin sağlığı bir rant alanı dönüştürme isteğini olduğunu belirterek, "Sağlıkta özelleştirme öldürür" diye haykırdı. Alana gelen binlerce genç ise, "bilimsel eğitim", "özerk üniversite" ve "bütçede temsil edilme" haklarını dile getirdi.

Sendikalı oldukları gerekçesiyle işten atılan IFC metal işçileri ve Maltepe Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan emekçiler de işlerine geri dönmek için alandaydı. Binlerce işçi, Asgari Ücret Tespit Komisyonu'na tepki gösterirken, insanca yaşam için asgari ücretin bin 800 TL olması talebini dile getirdi.

"Savaşa değil barışa bütçe" ve "Biji serok Apo" sloganıyla eylem alanına gelen Ankara Demokratik Yüksek Öğrenimin Derneği (ADYÖD) 2015 yılı bütçesinin savaşa yönelik hazırlandığını ve bunun "çözüm süreci"nin ruhuna aykırı olduğunu ifade ettiler. ADYÖD'lü öğrenciler savaş zihniyetinin sonlanması ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a özgürlük talebini haykırdı. Şırnak'tan emekçilerle birlikte gelen Roboskili ailelerde, katledilen çocuklarının fotoğraflarını taşıyarak savaş bütçesine karşı eyleme destek verdi.

ÖZGEN: SİZ DİKTATÖRLÜK İNŞA EDİYORSUNUZ

O binlerce emekçinin miting alanında buluşması ile birlikte, miting devrim, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşu ile başladı. Ardından söz alan KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen, 2015 yılı bütçesinin emekçilerin yarattığı bir zenginlik olduğunu, halkın zenginliklerinin nasıl bölüşüleceğine ve kimin ne kadar pay alınacağını AKP hükümetinin karar verdiğini söyledi. Özgen, "Halktan topladığı ağır vergilerle, din ve muhafazakarlık örtüsü altında, baskıcı ve sömürücü 'yeni rejimini' inşa ediyor. İşçinin, emekçinin kazanımlarına, halkın birikimlerine el koyuyor" dedi. AKP hükümetine yakınlığıyla bilinen ve 2015 yılı bütçesine karşı hiçbir tepki vermeyen "sarı sendikalara", "Nerdesiniz?" diye soran Özgen, söz konusu sendikaları "hükümetin borazanlığını yapmakla" eleştirdi. 2015 yılı bütçesinin AKP hükümetinin "yeni bir rejim" inşa etmek için hazırladığını belirten Özgen, şöyle konuştu: "Yeni rejimle ne kastettiğinizi biliyoruz. Siz diktatörlük inşa ediyorsunuz. Bütçeniz de bunun ifadesi. Yaşamımız ipotek altına almanıza izin vermeyeceğiz. Mücadeleyi çok cepheli, çok bileşenli olarak büyütüyoruz. Sandığınız kadar kolay değil bizi razı etmek, razı edemeyeceksiniz. Yepyeni direnişlerle, örgütlenmelerle dikileceğiz karşınıza. Küreselliğin karşısına, küresel işçi hareketi dikeceğiz!"

BEKO: AKP DİKTATÖRLÜĞÜ BİZİ TESLİM ALAMAZ
Mitingde DİSK Genel Başkanı Kani Beko da konuştu. "AKP diktatörlüğü bizi teslim alamaz" diyen Beko, "Türkiye'nin birçok yerinde işleri ve emekleri için direndiğini ve direnmeye devam edeceklerini söyledi. Bütçenin eğitim, sağlık gibi birçok alanla beraber işçi sağlığı ve güvenliği alanında da "tasarrufa" gittiğine dikkat çeken Beko, "Onlar işçinin canından tasarruf eder ama Saraylardan tasarruf etmez" dedi. Beko, AKP hükümetinin 2015 yılı bütçesinin de işçiler için güvencesiz ve taşeron çalışma koşullarını laik gördüğünü belirterek, "Tüm iş cinayetlerinin durması için taşeronluğun kalkması, 12 Eylül'den kalan sendikalı olma yasalarının değişmesi gerekir" diye konuştu. İnsanca bir yaşam için net bin 800 TL asgari ücretin olmasını gerektiğini ifade eden Beko, "AKP hükümeti ekonomik kalkınma ile övünüyor. Ekonomi kalkınırken, bütün değerleri yaratan işçiler, emekçiler ölüyor, sakatlanıyor. Milli gelir bin 800 TL'yi aşmış, biz de milli gelirden payımızı istiyoruz. 4 kişilik bir aileye tek kişilik milli gelir verilmiyor" diye kaydetti.

Beko, bütçenin savaş politikalarına yönelik hazırlandığını, AKP hükümetinin DAİŞ çetelerine destek vermesinin bunu bir göstergesi olduğunu söyledi. 
Şırnak'ın Cizre ilçesinde Macaristan uyruklu bir kişi, 22 gündür kaldığı otel odasında ölü halde bulundu.
Alınan bilgilere göre, Cizre'de Nusaybin Caddesi üzerinde bulunan bir otelde 22 gündür konaklayan 33 yaşındaki Macaristan vatandaşı Bodnar İmre Laszlo, kaldığı otel odasında çalışanlar tarafından ölü olarak bulundu. Otel çalışanları durumu polise bildirdi. Ölen Lazslo'nun cenazesi Cizre Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
 
YPG/YPJ savaşçıları Kobanê'nin güney doğu kesiminde konumlanan DAİŞ çetelerine yönelik başlattığı "Temizlik Harekatı"nda çok sayıda çete üyesi öldürüldü. YPG-YPJ savaşçılarının eline geçen 14 cenazenin arasında bir "emir"in cesedinin bulunduğu da bildirildi. 

DAİŞ çetelerine karşı verdikleri direnişte adım adım kantonu temizleyen YPG-YPJ savaşçıları, kentin güney doğusunda yer alan Botana Şerkî Mahallesi'nde konumlanan çetelere yönelik, "Temizlik Harekatı" başlattı. Akşam saatlerinde başlatılan operasyon sonucunda çok sayıda çetenin öldürüldüğü öğrenildi. Darbe vurulan çetecilerden 14'ünün cenazesi, çok sayıda silah ve cephane ile birlikte YPG-YPJ savaşçılarının eline geçti. 

YPG-YPJ kaynaklarından öldürülen çete üyeleri arasında Ebu Hemza isimli bir "emir" olduğu da öğrenildi. 

Rojken Haber

Rojken Haber

Dr. Amed Sozdar

Dr. Amed Sozdar
Rojken

Rojken

Rojken
Rojken
Amed Sozdar - AmedSozdar@hotmail.com. Powered by Blogger.
Design by webbilgi.org