Sesli Sohbet

Sesli Sohbet
Sesli Kürtçe

Rojken ::: DİFHA

iletişim.: Email-Skype.: amedsozdar@hotmail.com

Dicle Fırat Haber Ajansı :: Dr. Amed Sozdar

Yüzüncü yılına girecek Ermeni Soykırımı’nı inkarda geri adım atmayan Türkiye’ye yönelik baskılar yükselmeye başlıyor. Türkiye’den soykırımı tanıma yolunda daha fazla ‘jest’ yapmasını isteyen Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, “Tabuları yıkma zamanı geldi” çağrısı yaparken, soykırımı inkarın ‘hakaret’ olduğunu da yineledi.
Fransa Ermeni Dernekleri Koordinasyon Konseyi (CCAF) tarafından düzenlenen yıllık buluşma yemeğine katılan Cumhurbaşkanı François Hollande, Türkiye’nin Ermeni Soykırımı konusunda ‘hakikat çabalarını’ arttırmasını istedi.
Ermeni Soykırımı’nın 100’üncü yılının anılacağını hatırlatan Hollande, Türkiye’ye çağrı yaparak, “tabuları yıkmanın zamanı geldi” dedi.
Soykırımın tanınması yolunda adımlar atılması gerektiğine vurgu yapan François Hollande, “Hakikat çabası devam etmeli ve ben yüzüncü yılının (soykırımın) tanınması yolunda yeni jestlere tanık olacağından eminim” iddiasında bulundu.
ATILAN ‘ADIMLAR’ YETERSİZ!
Türk hükümetinin geçtiğimiz yıl Ermenistan’ın başkenti Erivan’da yapılan soykırım anmasına katılmak istediğini hatırlatan François Hollande, “bu sadece bir ilk adımdı ve bununla sınırlı kalmamalı” çağrısı yaptı.
Kendisinin Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz yıl Ermeni halkına ‘başsağlığı’ mesajını selamladığını kaydeden Hollande, Erivan’daki anmada ‘bunun yeterli olmayacağını’ söylediğinin altını çizdi.
‘TABULARI YIKMA ZAMANI’
Türk Hükümetinden Ermeni Soykırımı’nın tanınması yönünde ciddi adımlar atmasını isteyen Fransa Cumhurbaşkanı, Ermenistan ile Türkiye arasında ‘yeni bir çıkış’ yapılabileceğini dile getirdi.
Hollande konuşmasında, “artık tabuları yıkmanın ve Ermenistan ile Türkiye’nin yeni bir başlangıç yolu bulmalarının zamanıdır” dedi.
YASA YAŞAYANLARI SUÇLAMAK İÇİN DEĞİLDİ!
Fransa’nın 2001 yılında parlamentoda aldığı karar ile Ermeni Soykırımı’nı tanıdığını hatırlatan Hollande, soykırımı inkarı suç olarak kabul eden yasanın da düşünce özgürlüğüne karşıymış gibi gösterilmesini eleştirdi.
Hollande şöyle dedi: “Soykırımı tanıma yasası, yaşayanlara yönelik bir suçlama değildir ve yaşamını yitirenlere karşı bir görev, onların çocukları için ise bir teskindir.”
‘SOYKIRIM İNKARI KÜFÜRDÜR’
François Hollande, yasanın soykırımı inkarı imkansız hale getirdiğini kaydederken, soykırım inkarını, “tahammül edilemez, çünkü bir küfürdür” sözleriyle eleştirdi.
Ülkesindeki ifade özgürlüğünün insanlık suçlarını savunmaya müsade etmediğini vurgulayan Hollande, “her ne pahasına olursa olsun korumak istediğimiz ifade özgürlüğü (tarihi) çarpıtmanın vesilesi değil ve olmayacaktır ve de insanlığa karşı suçları savunmaya müsade etmeyecektir” sözleriyle soykırım inkarını eleştirdi.
Fransa Cumhurbaşkanı, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorununun barışçıl yollardan çözülmesi için ülkesinin ‘çabalarının’ devam edeceğini de sözlerine ekledi.
CCAF tarafından düzenlenen yıllık buluşma yemeğine Hollande’ın yanı sıra ünlü Ermeni kökenli sanatçı ve söz yazarı Charles Aznavour, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo ile muhalefet milletvekili Patrick Deveciyan katıldı.
Rojava Devrimi gerçekleştiği günden bu yana devrimin yaşamaması, toplumsallaşmaması, sistemini oluşturmaması için birçok girişimde bulunuldu. Tasfiye amaçlı planlar yapıldı. Saldırı amacıyla paravan yapılar oluşturuldu. Dışarıdan oluşturulan birçok paravan güce askeri, siyasi ve topraklarını kullanmaya kadar her türlü destek verildi. 
Uluslararası güçlerden tutalım, Kürt işbirlikçilerine kadar ve özellikle Kürdistan'ı egemenliğinde tutan güçler, devrime yönelik gelişen bu saldırıların içinde yer aldı. Öyle ki, söz konusu Kürtler olunca, savaş halinde olmalarını dahi göz ardı ederek bir araya geldiler. Suriye, Türkiye, İran'ın ilişkileri bu konuda her şeyi çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Son iki yıldır özelde Rojava genelde ise tüm Kürtlerin başına bela edilen DAİŞ barbarlarına her gücün kendi cephesinden verdiği destek, bu kirli, çirkin ilişkileri birçok yönüyle açığa çıkardı.
Tam iki yıldır Rojava ve Kobanê'ye yönelik saldırılarda bulunan DAİŞ'in arkasında olduğunu açık bir şekilde itiraf eden Türkiye’nin bu çete grubuna verdiği destekler, sunduğu imkanlar gizli kalmadı. Çete grubunun Kobanê'de açık bir şekilde yenilgiye uğratılmasından sonra yeni bazı planlar devreye sokuldu. Hasekê’nin DAİŞ'e bırakılıp yerine Rakka’nın Suriye Baas rejimine devredilmesi planlandı. Bu yüzden son dönemlerde Suriye Baas rejimi Hasekê’yi hedef aldı, bazı saldırılar geliştirdi. Ancak bu saldırılarda zararlı çıkan yine kendisi oldu. Bilinmesi gereken temel husus ise Hasekê’de Suriye Baas rejimi adına savaşın güçler ile bu güçleri savaştıran komuta kademesinin Suriye’ye değil de İran’a ait olmalarıydı. İran Molla rejimi sadece Hasekê’de Suriye Baas rejimi adına savaşmıyor ve savaşı, saldırıları koordine etmiyor. Hasekê ile birlikte Halep çevresinde de İran, Baas rejimi adına hem savaşıyor hem de saldırıları organize ediyor. 
İran, Rojava Devrimi'ne karşı bu biçimde adım atarken Türkiye ise daha farklı ve tehlikeli oyunları denedi. DAİŞ barbar grubuna eleman, silah ve cephane temin etmeye kadar verdiği destek birçok bilgi, belge ve itirafla açığa çıktı. Ancak Türkiye’nin bunu hangi güç, grup ya da yapı üzerinden gerçekleştirdiği şu ana kadar çok net bir şekilde açığa çıkmamıştı. O yüzden Türkiye açıkça itiraf etmeye başladığı döneme kadar hep inkar edebildi. 
Son dönemlerde açığa çıkan bazı gerçekler, Türkiye’nin DAİŞ'e kardeş bazı yapılar oluşturduğu ve bunlar üzerinden destek sunduğu yönünde. Bu yapılardan biri ise 'KOM' olarak bilinen, Kaçakçılıkla Organize Merkezi’dir. Türkiye sınıra yerleştirdiği KOM gruplarıyla DAİŞ'e her türlü desteği açık bir şekilde sunuyor. Bu grubun içinde yer alanların profilleri oldukça önemli ve dikkat çekici. KOM grupları sigara, uyuşturucu, hap vb. kaçak işler yapanlarla ilişki kurma üzerinden çalışmalarını örgütlüyor.
KOM içinde yer alıp güvenlik görevlisi olarak görev yapanların profilleri de önemli. Tamamına yakını yetiştirme yurtlarından. Van'dan Kars'a, Şırnak'tan Mardin'e; Kilis, Kırıkhan, İslahiye ve Reyhanlı'ya kadarki alanda örgütlendirilmiş durumdalar. En etkili olarak kullanıldıkları alan, Kobanê sınırındaki Suruç ile Afrin sınırında olan Kilis, İslahiye, Kırıkhan, Reyhanlı civarı.
Suruç'ta DAİŞ ile çalışıyorlar; her şey onlar üzerinden gidiyor. Her türlü yardım, destek bu gruplar tarafından gönderiliyor. Savaşçılar bunların izniyle geçiriliyor. 
Azaz, Kilis'ten Cerablus'a kadarki bölgede ise Nusra ile çalışıyorlar. Reyhanlı Atme hattından Kilis'e kadarki Afrin hattında ise şimdiki adı Şam Cephesi olan gruplar ile Nusra ile birlikte çalışıyorlar. Özellikle Afrin, Kobanê ve Serêkaniye’de devrim kurumlarında yer alanları fişlemek ile görevlendirilmiş durumdalar.
Reyhanlı ve Antep ile çevresinde yer alan merkezlerde bu kurumlarda çalışanların hepsinin dörder adet fotoğrafları olduğu görülmüş durumda. 
Bu merkeze bağlı güçler gruplar halinde hareket ediyorlar. Giyim tarzları DAİŞ, Nusra ve Cephe Şam gruplarının tarzına benziyor. Yani siyah cübbeler, uzun saç-sakal bir profile sahipler. Bunlar etkili oldukları merkezlerde validen tutalım kaymakamlığa kadar, mülkiye amirlerinin dahi üstlerinde bir yetkiye sahip.
Haftada en az bir kere TIR'ların arkasına bağlı, üzerinde 'yardımlaşma' ve benzeri yazıların olduğu konteynerler ile Atme’ye giriş-çıkış yapıyorlar. Nusra’nın Atme'yi almasından sonra bu hareketlilik fazlasıyla sıklaşmış durumda. Aynı zamanda tarihi eser kaçakçılığı yapıyorlar.
Son birkaç gün içinde elde ettiğim bu bilgilerden, aslında Türkiye ve özellikle AKP’nin bu kurumu DAİŞ'e kardeş bir yapı olarak örgütleyip çalıştırdığı anlaşılıyor. 
Kobanê'nin özgürlüğünü ilan eden Kaniya Kurda operasyonunda yer alan YPG/YPJ savaşçıları Medya Meysa, Siyamed Kobanê, Ezda Dilbirin, Koçer Kobanê “Kobanê özgürleşti sıra Kobanê'nin köylerini özgürleştirmeye geldi” diye konuştu.
DAİŞ çetelerine karşı destana dönüşen Kobanê direnişi YPG/YPJ savaşçılarının güney cephesinden sonra doğu cephesinde dün sabah başlattığı kapsamlı operasyon sonucunda Kaniya Kurda bölgesini de temizlemesi ile zafere ulaştı.
DİRENİŞ MUCİZESİ
DAİŞ çetelerinin 15 Eylül'de başlattığı saldırılara karşı mucize olarak değerlendirilen bir direniş ortaya koyan YPG/YPJ savaşçıları köylerde sergiledikleri amansız direnişin ardından DAİŞ çeteleri için Kobanê kent merkezini cehenneme çevirdi. Direnişin ilk üç ayında çetelerin her türlü ağır silah ve sayısal üstünlüğüne karşı destansı bir direniş gösteren ve Kobanê'yi çetelere bırakmayan YGP/YPJ savaşçılarının bu direnişi sonuç verdi ve Aralık ayı ile birlikte Kobanê Kurtuluş Hamlesi başladı. Savunma pozisyonunda hamle pozisyonuna geçen YPG/YPJ güçleri güney batı hattından, güney ve güney doğu cephelerine uzanan hatta birçok alanı hızla özgürleştirdi ve son olarak savaş dengesini tümden kendi lehine çevirecek olan kentin en stratejik noktası Miştenur Tepesi’ni çetelerden temizledi.
MİŞTENUR'UN ARDINDAN KISA SÜREDE KENT ÖZGÜRLEŞTİRİLDİ
Miştenur Tepesi’nin özgürleştirilmesi ile birlikte büyük bir avantaj elde eden YPG/YPJ güçleri Kobanê Kurtuluş Hamlesini’nin ilk aşamasını da tamamlayarak, Kobanê'yi DAİŞ çetelerinden tümüyle temizleme ve zaferi ilan etme aşamasını başlattı. Bu aşamada ilk olarak güney cephesi DAİŞ çetelerinden temizlendi ve bu cephede köylerin özgürleştirilmesi aşamasına geçildi. DAİŞ çeteleri kent merkezinde sadece Kobanê'nin doğusunda kaldı.
23 Ocak günü DAİŞ çetelerini kentin doğusundan temizleme ve artık Kobanê'nin özgürlüğünü ilan etmek amacıyla YPG/YPJ güçleri kapsamlı bir operasyon başlattı. Operasyon boyunca çetelere ağır darbeler vuruldu ve onlarca çete öldürüldü, çok sayıda cephane ele geçirildi. Operasyonun ikinci gününde ANF'ye konuşan YPG doğu cephesi komutanı Mazlum Kobanê, DAİŞ çetelerinin Kaniya Kurda bölgesine sıkıştırıldığını, yalnızca dört sokakta kaldığını söyledi ve “Dört sokak sonra zaferi müjdeleyeceğiz” dedi. Dün sabah YPG/YPJ güçleri Kaniya Kurda bölgesindeki çetelere son darbeyi indirecek operasyonu başlattı. DAİŞ çetelerinin barındığı dört sokak üç buçuk saat içerisinde temizlenerek Kobanê tamamen çetelerden özgürleştirildi.
Operasyona katılan YPG / YPJ savaşçıları mücadelenin bitmediğini ve DAİŞ çetelerinin Kobanê'nin tüm köylerinden temizlenmesi gerektiğini söyledi.
‘DAİŞ ÇETELERİNİN KOBANÊ’YE ARTIK GÖZÜ BİLE DEĞMEYECEK’
Medya Meysa: Kaniya Kurda'nın özgürleştirilmesine yönelik başlattığımız hamle kapsamında bugün sabah saatlerinde Kaniya Kûrda bölgesine operasyon başlattık. Operasyonumuz üç buçuk saat sürdü, operasyon boyunca YPJ olarak aktif bir rol oynadık.
Bu sabah başlayan Kaniya Kurda operasyonunda YPJ savaşçıları ve komutanları olarak tüm gruplarda yer aldık. Kadın savaşçılar Kobanê'nin tümden çetelerden temizleneceği ve son darbeyi vuracağımız bu operasyona büyük bir moral ile hazırlandı ve operasyonun üstün başarı ile sonuçlanmasında önemli bir rol oynadılar.
Kobanê'yi özgürleştireceğimize olan inancımız hiçbir zaman eksik olmadı. Biz inanç ve irademizle ayakta kaldık. Kobanê'nin her bir karışında direndik. En zor anlarda bile düşmanın yenilgiye uğratılacağından şüphe duymadık. Halkımıza ve şehitlerimize söz verdik. Bu sözü tutmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık. Bu sözü tutmuş olmak, Kobanê'yi özgürleştirmek, tarifi olmayan bir mutluluk.
Bu noktadan sonra Kobanê'nin köylerini özgürleştireceğiz ve mücadelemiz bitmedi devam edecek. DAİŞ'i Kobanê'nin tek bir köyünde ve karışında bitirene kadar hamlelerimiz sürdüreceğiz. Asla gevşemeyeceğiz, DAİŞ çetesine karşı mücadeleyi bundan sonra daha da yükselteceğiz, kararlıyız. DAİŞ çetelerinin artık bu kente ayakları değil, gözleri bile değmeyecek. Halkımıza tüm köyleri de özgürleştireceğimizin sözünü veriyoruz.
‘HER KARIŞINDA DİRENDİK’
Siyamed Kobanê: Kobanê'nin her karışında şehitlerimizin kanı var. Her bir ev, sokak ve mahallede büyük bir direniş gösterdik. Biz asla teslimiyeti, yenilgiyi düşünmedik. Bizim felsefemizde teslimiyet ve yenilgi yok. Bunun için de Kobanê'yi özgürleştireceğimizi biliyorduk, “Düştü, düşecek” dediler, “Bu kadar büyük bir güce karşı direnemezler” dediler. Ama biz teslim olmayanların ve yenilgiyi asla kabul etmeyenlerin geleneğinden gelen savaşçılar olarak ne olacağını biliyorduk. Kobanê DAİŞ'e cehennem olacak demiştik ve öyle de oldu. Bugün son darbeyi vuracak operasyonu başlattık. Bu direniş boyunca halkımızdan büyük bir moral aldık.
Halkımıza, komutan Diyar, Gelhat, Êriş, Cudi ve adını anamadığımız tüm şehit yoldaşlarımıza verdiğimiz sözü tuttuk. Şimdi de tüm köyleri özgürleştireceğimizin sözünü halkımıza veriyoruz.
Kobanê gençliği de köylerin özgürleştirilmesi aşamasında gelsin ve bundan sonraki özgürleştirme hamlesine katılsın.
'APOCU İRADE İLE KOBANÊ'Yİ ÖZGÜRLEŞTİRDİK’
Ezda Dilbirîn: YPG/YPJ olarak sabah saatlerinde DAİŞ çetelerinin Kobanê kent merkezinde kaldığı tek yer olan Kanîya Kûrda bölgesine operasyon başlattık. Amacımız bu operasyonla Kaniya Kurda'yı da çetelerden temizleyerek Kobanê'nin özgürlüğünü ilan etmekti ve bunu başardık. Kobanê'de kanton ilanının birinci yıldönümü olan 27 Ocak'ta Kobanê'yi özgürleştirdiğimizi ilan etmek istiyorduk. Bunu bir gün kala başardık.
Kobanê direniş çok zorlu oldu, büyük bir saldırı gerçekleşti. Bu saldırıya karşı aylarca sınırlı imkanlarla ama üstün bir irade ile direndik. DAİŞ çeteleri her türlü üstün teknik ve sayısal güçle Kobanê'ye saldırdı. Bu saldırıya karşı ancak üstün bir irade, kararlılık ve inanç ile durulabilirdi. Bu inanç ve irade de önder Apo felsefesi ile donanmış savaşçılar tarafından ancak ortaya konabilirdi. Biz de bunu yaptık ve Kobanê'yi özgürleştirdik. Kobanêliyim, burada doğdum ve burada büyüdüm. Özgürlüğün tadına Kobanê'de devrim ile birlikte vardım. Bu anlamda bir daha asla özgürlük olmadan yaşamayı düşünmedim ve DAİŞ çetelerine karşı bu inanç ve kararlılıkla mücadele ettim. Tüm kadın yoldaşlarımız da bu temelde direndi ve sonucunda da halkımıza zaferi armağan ettik.
Bu saatten sonra DAİŞ çeteleri ve bir başka gücü Kobanê'ye yaklaştırmayacağız.
YPJ şehitleri ve tüm şehit yoldaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyorum. YPJ saflarında omuz omuza Kobanê savunması yaptığımız ve kahramanca şehit düşen yoldaşlarımın ruhu şad olsun. DAİŞ çetelerini Kobanê'nin her köyünde ve her karış toprağında ezeceğiz. DAİŞ çeteleri nereye kaçarsa kaçsın onlardan hesap soracağız.
‘SIRA KOBANÊ'NİN KÖYLERİNDE’
Koçer Kobanê: Ben de diğer arkadaşlarım gibi Kaniya Kurda'nın DAİŞ çetelerinden temizlendiği ve Kobanê'nin tümden özgürleştirildiği operasyonda yer aldım. Kobanê artık özgür ve biz bunun tarifsiz mutluluğunu yaşıyoruz. Ancak asla gevşemeyeceğiz, şimdi sıra Kobanê'nin köylerini özgürleştirmede. Nasıl ki halkımıza Kobanê merkezi için verdiğimiz sözü tuttuysak, köyleri de özgürleştireceğimizin sözünü tutacağız. Son olarak bu süreçte Kobanê direnişinde bizimle omuz omuza direnen dört parça Kürdistan gençliğine, Türkiyeli yoldaşlarımıza, yine bizimle demokratik bir Suriye için direnen Arap yoldaşlarımıza da sonsuz teşekkürlerimiz sunuyoruz. 
MLKP'nin "Rojava devrimini savunma" çağrısı sadece Türkiye'de değil Avrupa'da da yanıt buldu. Çağrıya uyan enternasyonalist devrimciler, devrimin topraklarına gelmeye başladı. Amaç kurulacak olan enternasyonal taburla devrimi tüm dillerde savunmak ve devrimin dilini dünyaya yaymak. 
Rojava devrimi, sadece Ortadoğu halklarına değil tüm dünya halklarına yeni yaşamı müjdeliyor. Bu çağrıyı duyan devrimcilerin, komünistlerin yolu uzunca bir süredir devrimin topraklarına düşüyor. 
Türkiye devrimci hareketi içerisinde Rojava'dan yükselen devrimin çağrısına ilk kulak veren Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) oldu. MLKP devrimin başından itibaren mütevazı bir kuvvetle de olsa, savaş siperlerinde ve devrimin inşasında yer aldı.
Şu anda Rojava'nın Serêkaniyê ve Kobanê cephelerinde savaşçılarıyla yer alan MLKP, Güney Kürdistan'ın Şengal bölgesinin DAİŞ çetelerine karşı savunulmasında da HPG/YJA Star gerillaları ve Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) ile birlikte görev alıyor. 
MLKP, bugüne kadar dört savaşçısını devrime armağan etti. Serkan Tosun, 2013 yılının yaz aylarında başlayıp Ekim başına kadar süren Serêkaniyê'yi özgürleştirme harekatında 14 Eylül’de ölümsüzleşti. 
DAİŞ Kobanê'ye yöneldiğinde Kobanê savunmasında yer alan MLKP savaşçılarından Suphi Nejat Ağırnaslı (Paramaz Kızılbaş), Sibel Bulut (Sarya Özgür) ve Oğuz Saruhan'ın (Algan Zafir) kanı Rojava devriminin mayası oldu. Çok sayıda MLKP savaşçısı bu uğurda yaralandı.
Kendini devrimin içinde ve bir parçası olarak gören MLKP, devrimin inşası ve savunmasında yer almanın yanı sıra enternasyonal bir tabur kurma hazırlığıyla bu süreci dünyaya mal etmeye çalışıyor. Türkiyeli parti ve örgütlerin dışında, Latin Amerika'dan Avrupa'ya, Balkanlar’dan Uzakdoğu'ya kadar bazı devrimci örgütlerle temasını sürdüren MLKP'nin çağrısı yankı buldu, enternasyonal devrimciler, savunmada yer almak için devrimin topraklarına ulaşmaya başladı. 
Hazırlıkları süren enternasyonal tabur, bileşen grup ve partilerin ortak iradesiyle şekillenecek. MLKP'nin Rojava'daki üsleri tabur için ev sahipliği yapacak. 
Tabur için MLKP'nin Avrupalı güçlerinden de katılımlar var. Şimdiden taburda Kürtçe, Türkçe, Arapça, Lazca, Almanca, İngilizce ve İspanyolca konuşuluyor. Bu kadar farklı dillerin bir arada olmasına rağmen savaşçılar hem taburda hem de cephede çok rahat anlaşıyor. Çünkü onların ana dili; devrimin dili. 
MADRİD KAPISINDAN ROJAVA KAPISINA 
MLKP'nin tabur hazırlığı, 78 yıl önce Madrid savunmasında yer alan uluslararası tugayları hatırlatıyor. 
Taburda ve savaşçıların bulunduğu cephede geçirdiğim zamanlarda "No pasaran" marşı kulaklarımdaydı.
Marşın girişindeki şiir şöyle: "Bir koridor gibi çın çın öten daracık sokaktan ayaklarını vura vura uluslararası birlikler geçiyordu.
Kimler yoktu ki aralarında? 
Uzun saçlı aydınlar, inatçı komünistler, Nietzsche bıyıklarıyla yaşlı, Sovyet filmlerindeki jönleri andıran yüzleriyle genç Polonyalılar, kafası tıraşlı Almanlar, Cezayirliler, bunların arasına yanlışlıkla karışmış İspanyollar denebilecek İtalyanlar, hiç kimselere benzemeyen İngilizler, Moris Tores'e ya da Moris şövalyeye benzeyen Fransızlar..." 
Sonra şiirde Madrid konuşur: "Bizimle savaşmaya, bizimle ölmeye gelmişler!" 
Anlaşmak için ortak dile ihtiyaç duymayan, "Hücum" komutunu hangi dilde verilirse verilsin anlayan Uluslararası Tugaylar, "Yüzlerini bile görmedikleri İspanya işçi ve köylüleri için aynı kahramanlık ve sadelikte öldüler." 
Çünkü, o gün İspanya sadece İspanya değildi. İspanya, halkların umudu, geleceğiydi. 
78 yıl sonra bugün "Rojava sadece Rojava değil" diyen komünistler, devrimciler MLKP'nin hazırlığını sürdürdüğü taburda bir araya geliyor. 
'ROJAVA İLE DEVRİM İDDİAMIZI DAHA DA BÜYÜTTÜK' 
Çalışmaların başında yer alan komutanlardan Dilan Serkan, Rojava devriminin MLKP için anlamını anlattı, ardından enternasyonal taburun önemine dikkat çekti. 
MLKP'nin 2012 yılından itibaren Rojava'da yer aldığını hatırlatan Dilan Serkan, Kürt ulusunun özgürlük mücadelesini büyütme ve bölgesel devrimi örgütleme perspektifiyle devrimin içerisinde yer aldıklarını belirtti. 
MLKP komutanı Dilan Serkan, devrime bir özne olarak katıldıklarının altını çizdi ve ekledi: "Devrimi dışarıdan anlamaya çalışmakla bir öznesi olmak başka bir şey. Devrimin dünya halklarına, Ortadoğu, Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasındaki tüm halklara neyi taşıyacağını, nasıl bir anlamı olacağını bizler de devrime katılarak anladık. İlk konumlanışımız bizim için hem bir öğrenme hem devrimi anlama hem de devrim içerisinde partimizi ve tek tek partililer olarak kendimizi inşa etme süreciydi." 
Ağırlıklı olarak YPG/YPJ saflarında askeri kuvvet olarak yer aldıklarını hatırlatan Dilan Serkan, "Rojava devrimi, Ortadoğu coğrafyasında, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da yeni bir umudun işaret fişeğiydi. Yeni bir umudun filizlendiği coğrafyaya dönüştü. Biz de bu umudun inşasına; şekillenişine, bizlere taşıdığı güce ve enerjiye bakarak devrim iddiamızı daha fazla büyütme kararlılığını edindik. Rojava devrimi ile bütün bölge ve dünya halklarına hangi hattan yürünmesi gerektiğini daha somut daha canlı bir biçimde kendimiz de görerek ve göstererek anlamış olduk." 
Dilan Serkan, artık Rojava devrimine kendileri dışında da örgütlü güçlerin katılımını sağlama görevinin partilerinin omuzlarında olduğuna dikkat çekti ve ekledi: "Partimiz belirli bir aşamadan sonra özellikle bölgedeki ilerici ve devrimci örgütlere, dünyadaki ilerici ve devrimci örgütlere devrimin savunulmasında ve inşasında birlikte hareket etme çağrısında bulundu. Bizler MLKP savaşçıları olarak üzerimize düşen rol ve görevin bilincindeyiz. Bu süreç boyunca hem tek tek partililer olarak hem de partimizin toplamı açısından bir güç biriktirdik, deney kazandık. Bu güç, enerji ve birikimi, farklı ülkelerden ve coğrafyamızdan devrimci ve ilerici kuvvetlerle birleştirmek, bölgesel bazda da devrim mücadelemizi daha güçlü bir tarzda inşa etmek istiyoruz. Enternasyonal tabur fikriyatı da aslında bu görüş açışının şekillenişidir." 
ROJAVA DÜNYA DEVRİMİ İÇİN ÇAĞRIDIR
Rojava devriminin sadece Kürt halkının varlığını ve özgürlüğünü değil, aynı zamanda bu coğrafyada bulunan tüm halkların kurtuluşunu temsil ettiğine dikkat çeken Dilan Serkan'ın, taburun anlamına ilişkin değerlendirmesi şöyle: "Enternasyonal tabur, Rojava devriminin dünya halkları ile buluşma ve kardeşleşmesinin ifadesi olacak. Hem moral açıdan hem de Rojava devrimimizin gelecek görüş açısından buraya bir umudu taşıyacağı açık. Devrimimizin bütün dünyaya taşımak istediği umudun temel kanallarından birine dönüşecektir. Bu nedenle bizler enternasyonal tabura büyük bir rol ve önem biçiyoruz. Sadece Rojava devrimimizi güçlendirmek gibi bir görüş açısı ile değil, aynı zamanda Rojava devrimimizin bütün özneleri ile birlikte dünya devrimlerini güçlendirme rolü ve misyonunu da biçiyoruz. Bu nedenle enternasyonal taburun varlığı ve kuruluşu sadece partimiz açısından değil, tüm dünya devrimci, ilerici örgüt ve partileri açısından bir ihtiyaç, bir zorunluluk. Çünkü küçük bir coğrafyada var ettiğimiz Rojava devrimimiz çok büyük hazineleri kendi içinde barındırıyor. Yeni bir umudu filizlendiriyor. Bütün örgüt ve partilere de nasıl bir tarz ve anlayışı, nasıl bir görüş açısını var etmeleri gerektiğini de ifade ediyor. Tam da bu yüzden bu görevin ertelenmez bir biçimde bütün parti ve örgütler tarafından sahiplenilmesini ve bununla birlikte zaman kaybedilmeksizin somut adımlar atarak ilişkilenilmesinin aciliyetini bir kez daha belirtmek istiyoruz."
Yarın: Enternasyonal savaşçılar anlatıyor.
Türkiye cezaevlerinde bulanan PKK’li tutsakların yaptığı resimler "Tutsak fırçalarla direnişimizi ilmek ilmek örüp, Sakine'lerin ruhuyla Rojava'yı özgürleştirelim" sloganıyla Van'da açıldı.
Van Nuda Kültür Merkezi’nde açılan sergiye HDP İl Eş Başkanı Veysi Dilekçi, Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Hatice Çoban, Bekir Kaya, İpekyolu Belediyesi Eş Başkanı Aygün Bidav, Veysel Keser ile çok sayıda kişi katıldı.
Burada konuşan Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Hatice Çoban, tutsakların kıt imkanlarla çok özenli ve sanatsal resimlerler yaptığını belirterek, alınacak her resimden elde edilecek gelirin Kobanê'ye gönderileceğini söyledi. Kobanê'de ağır savaş koşullarının olduğunu söyleyen Çoban, "Çok büyük bir dayanışmanın sürdüğünü ancak maalesef bir duygu kopukluğu da yaşanıyor. Kobanê halkı bizi ve bizlerin desteğini bekliyor" dedi. Çoban, herkesin sergiyi gezerek gerekli katkıyı yapması gerektiğini de söyledi.
HDP İl Eş Başkanı Veysi Dilekçi ise, yaşam hakkı tanınmayan bir mekanda tutsakların yeni bir yaşam var etmeye çalıştıklarını belirterek, tutsakların sevgi ve direnmenin ne olduğunu anlattıklarını söyledi. Kobanê için başlattıkları yardım kampanyasına herkesin destek vermesini isteyen Dilekçi, sergiyi düzenleyenlere teşekkür etti.
Konuşmaların ardından kısa bir sinevizyon gösterimi de yapılırken, 30 Ocak'a kadar açık kalacak sergideki tabloların satışından elde edilecek gelir Rojava direnişine gönderilecek
Yunanistan'da Syriza'nın tarihi seçim zaferi, Avrupa Birliği hükümetlerinin dayattığı kemer sıkma politikasını da hiç olmadığı kazar zan altında bıraktı.
Yunanistan'daki seçim bu açıdan bir referandum olurken, bu politikanın başarısız olacağı konusunda sürekli uyaranlar bir kez daha sesini yükseltti.
Her şeyden önce ilk kez Avrupa'da kendisine karşı direnen bir çoğunluk kazandı. Bu zafer Avrupa Birliği ile Yunanistan arasında güçler dengesini oluşturdu.
Bir kez daha görüldü ki, zorla dayatılan ve felakete götüren bir uygulama, halkın isyanıyla karşılaşabilir.
Halkın reddettiği bir politika şimdi daha fazla sorgulanıyor. 
Fransa'daki yabancı düşmanı Le Pen gibi aşırı sağcı partiler Syriza'nın başarından sevinmek için neden buldu.
Ulusal Cephe partisinin lideri Marine Le Pen, Syriza'nın zaferini "Kemer sıkma davasının başlangıcı" olarak görüyor. 
Ancak bu parti, kemer sıkma politikasını Euro'ya bağlı olarak görüyor ve bu tespit üzerinden Euro karşıtlığını ifade ediyor.
Yunanistan'daki seçim sonuçları en çok da İspanya'yı etkileyecek gibi görünüyor.
İspanya'da yükselişte olan anti-liberal parti Podemos, "Yunanlar artık gerçek bir başkana sahip olacaklar, Angela Merkel'in bir delegesine değil" dedi.
Podemos'un lideri Pablo İglesias, Almanya Merkez Bankası'nın tehdidi altındaki bir koşulda olmadıkların belirterek, "2015 değişim yılı olacak" dedi.
Yaklaşan seçimler öncesi Syriza'ya yönelik olduğu gibi kendilerine de saldırıların artmasını bekleyen İglesias, "Çok sayıda saldırılarla karşılaşacağımız çok zorlu bir yıl bizi bekliyor" şeklinde konuştu.
FRANSIZ EKONOMİST: YUNANİSTAN'IN BORCUNU ÖDEMESİ 50 YIL ALIR
"21. Yüzyılın Sermayesi" isimli dünyaca ses getiren kitabın yazarı Fransız ekoomist Thomas Piketty, seçimin sonuçlarını değerlendirdi.
France İnter radyosuna konuşan Piketty, Syriza'nın zaferinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, "2012 yılında böyle bir şoka ihtiyaç duyulduğunu düşünüyordum. Avrupa'ya dayatılan kemer sıkma politikası bir felakettir" dedi.
Fransız ekonomist, Fransız, İtalyan ve İspanyol hükümetlerin mevcut bütçe sözleşmesini zan altında bırakmak için bu fırsatı değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
"2012'de kabul edilen yeni bütçe sözleşmesinin işlemediğini kabul etmek gerekir" diyen Piketty, Yunanistan'ın borcunu ödeyebileceğine de inanmadığını kaydetti.
Fransız ekonomist, "Gayrı safi milli hasılanın yüzde 200'üne denk gelen borcu ödemek için enflasyonsuz 50-60 yıl gerekir" dedi.
Piketty, "Avrupa sorunlarını bir bütün olarak ele almak gerekiyor" diye ekledi.
PKK’nin ismini kullanarak özellikle iş kadınlarını dolandıran çete hakkında yargı ve polis 9 aydır işlem yapmıyor.
İstanbul-Ankara-Amed hattında bir çetenin PKK’nin ismini kullanarak insanları tehditle dolandırdığı ortaya çıktı. Umut Caka isimli şahıs öncülüğündeki çetenin özellikle iş kadınlarını hedef seçip tehditle dolandırdığı öğrenildi. Bu kadınlardan biri olan bir çocuk annesi Ö.E. Umut Caka’nın kendisini tehditle 267 bin TL dolandırdığını aktardı. ANF’ye yaşadıklarını anlatan Ö.E., olayın polis ve savcıya intikal etmesine rağmen, uyuşturucu, yağma, dolandırıcılık, hırsızlık suçlarından üç kez denetimli serbestlik sonucu bırakılan ve parasıyla Ankara’da işyeri açan Caka hakkında 9 aydır hiçbir işlem yapılmadığına dikkat çekti.
Boşandıktan sonra çocuğunu tek başına büyüten ve Bakırköy’de bir cafe işleten Ö.E.’nin hayatı Umut Caka isimli dolandırıcıyla tanışmasıyla bir kabusa dönüştü. Ne olduğunu anlamadan kendini çetelerin ağında bulan Ö.E., bugün bankadan aldığı kredileri ödemek için var gücüyle çabalıyor. Her şeyin 2013 Kasım ayında işlettiği cafede çalışan Nalan Uçan isimli kadının kendisine kuzeni Umut Caka’yı tanıştırmasıyla başladığını aktaran Ö.E., yaşananları şöyle anlattı: “Cafeme gelip giden ve kendisini yurtsever biri olarak tanıtan Umut Caka ile kısa sürede dostluk kurduk. Bana Ankara’da yaşadığını ve müteahhitlik yaptığını söyledi. Zaman zaman oturup politik gelişmeler ile Kürt meselesindeki gidişatı konuşuyorduk. Bir müddet sonra bu dostluğumuz özel ilişkiye dönüştü ve çıkmaya başladık.
‘SAHİPSİZ BİR KADIN DİYEREK DOLANDIRDILAR’
Sık sık Ankara’ya gittiği için çoğu kez telefonlarla görüşüyorduk. Ankara’da olduğu bir gün beni arayıp işçilere para veremediğini, sıkışık olduğunu söyleyerek ilk etapta benden 20 bin TL borç istedi. Ben de güvenerek verdim. Bu parayı bana muhasebecisi diye adını verdiği Sezai Demir isimli kişinin adına yatırdım. Bu arada kendilerini Umut’un arkadaşı olarak tanıtan Tuncay, Serdar, Fırat, Zafer isimli şahıslar cafeye gelip gitmeye başladı. Aradan 20-25 gün geçtikten sonra beni tekrar arayan Umut, bu kez PKK davasından kendisine ve arkadaşı Tuncay’a verilen 24 yıllık hapis cezasının Yargıtay tarafından onaylandığını, eskiden gerilla olduğunu ve devletin mallarına tedbir koyduğunu söyleyerek, onu ve arkadaşını Ankara’dan almamı istedi. Ben de gittim. Dönüşte arabayı Tuncay isimli şahıs sürdü. Yolda devamlı polis takibinde olduklarını söylüyorlardı. Çok tedirgindiler. Bana, daha sonra sahte olduğu anlaşılan ceza aldıklarına yönelik bir mahkeme kararı okuttular. O kararı yolda çevrilme olur endişesiyle yaktılar. İstanbul’a geldiğimizde güvenlik gerekçesiyle bir apartta kalacaklarını söyleyip gittiler. Bu olaydan sonra endişeye kapıldığım için Umut’u arayıp kendisiyle bir daha görüşmek istemediğimi söylediğimde ise tehditler başladı.
267 BİN TL ALIP KAYIPLARA KARIŞTILAR
Umut Caka beni telefonla arayıp, ‘Benim kim olduğumu gördün. Ben de senin kim olduğunu biliyorum. Sahipsiz tek başına bir kadınsın, oğluna bir şey olmasını mı istiyorsun, yoksa cafenin yanmasını mı istiyorsun’ diyerek tehdit etmeye başladı. Yanıma gelip zorla arabamın anahtarlarını alıyor, gece 2-3 gibi telefonla rahatsız edip, cafeye gelip günlük kasa hasılatını alıyordu. Korktuğum için ilk etapta beni Umut ile tanıştıran kuzeni Nalan’a olanları anlattım. Bu durumun son bulması gerektiğini söylediğimde, bana halledeceğini, ailesiyle konuşacağını ve rahat bırakmasını sağlayacağı sözünü verdi. Ama nafile. Ocak 2014’te yanıma tekrar gelen Umut mahkeme kararını bozdurmak için bir yol bulduklarını ve derhal para gerektiğini belirterek para çekmem için beni tehdit etti. Oğlumun can güvenliği olmadığı için bankadan 30 bin TL kredi çekip Umut’a teslim ettim. Ancak bu parayı aldıktan sonra da beni rahat bırakmadı ve bu kez Beylikdüzü’ndeki evimi satmam ve parayı kendisine vermem için baskı yaptı. Her ne kadar kredi çekmemek için direndiysem de Umut Caka, Mert Caka, Zafer Baskın, Siirtli Arap Fırat lakaplı kişiler cafeye gelip oğluma yönelik tehditler savurunca, evimi ipotek ederek Umut’a üç parça halinde toplam 200 bin TL verdim. Bu parayı aldıktan sonra Ankara’ya dönen Umut Caka son olarak beni arayıp 110 bin TL istedi. Parayı vermediğim veya şikayetçi olduğum takdirde, ortalığı kan gölüne çevireceğini söyledi. Tam o sırada Nalan da cafedeki görevini bıraktı, o zaman anladım bir şebekeyle karşı karşıya olduğumu.”
DENETİMLİ SERBESTLİKLE BIRAKILDI AMA 9 AYDIR BULUNAMIYOR
Bu parayı vermeyi kabul etmeyen ve bankadan aldığı kredileri ödeyebilmek için evini satan Ö.E, son çare olarak Umut Caka’nın ailesini arayıp, şikayetçi olacağını söylediğinde aldığı yanıt Umut’unkinden farksızdı. Ablası Birgül Caka tarafından da tehditlere maruz kaldığını aktaran Ö.E, Umut’un ise kendisinden zorla aldığı parayla Ankara’da bir cafe açtığına dikkat çekti. Yaptığı araştırma sonucunda Umut’un PKK ile hiçbir alakası olmadığını, daha önceden dolandırıcılık, hırsızlık, uyuşturucu ve yağmadan sabıkalı olduğunu ve denetimli serbestlikle bırakıldığını öğrendiğini aktaran Ö.E., arkadaşı olan HDP Milletvekili Levent Tüzel ile birlikte Umut’un açtığı cafeye gittiklerini ancak Umut’un kayıplara karıştığını söyledi.
13.05.2014 tarihinde hem polise hem de İstanbul Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu anlatan Ö.E., her gün karakollara imza vermesi gereken Umut Caka hakkında 9 aydır işlem yapılmadığına dikkat çekti.
‘HEM KADINA HEM DE KÜRT HALKININ DEĞERLERİNE KARŞI İŞLENMİŞ SUÇ’
Konuştuğumuz Ö.E.’nin avukatı Eren Keskin, “Ortada hem kadına hem de Kürt halkının değerlerine karşı işlenmiş büyük bir suç var” dedi. Ortalıkta kendini siyasi olarak gösteren Umut Caka isimli şahsın, müvekkilinin Kürt ile yurtsever kimliğini kullanarak ilk önce kendisini farklı tanıttığını, daha sonra da çeşitli tehditlerle dolandırdığını belirten Keskin, bu şahsın uyuşturucudan hırsızlığa dosyasında pek suç olduğunu ve bu suçu tekrar işlemeye meyilli olduğunun açıkça görüldüğünü kaydetti. Umut Caka isimli şahsın denetimli serbestlikten cezaevinden çıkmasına ve hakkında yaptıkları suç duyurusuna rağmen, elini kollunu sallayarak dolaştığını vurguladı. “Üç denetimli serbestliği olan ve karakollara imza vermesi gereken bir şahıs nasıl bulunamıyor? Yoksa birileri tarafından mı korunuyor? ” diye soran Keskin, burada devletin bir görmemezliğinin söz konusu olduğunu söyledi.
Kobanê zaferine ilişkin bir açıklama yapan Ciwanên Azad Avrupa Koordinasyonu, “İnsanlığın temel değerlerinden gücünü alan Apocu bilinç ve direniş ruhu Kobanê’de tüm insanlık adına zafer kazanmıştır” dedi.
Yazılı bir açıklama yapan Ciwanên Azad Avrupa Koordinasyonu, Kobanê’de insanüstü bir irade ile direnenlerin DAİŞ barbarlarının tüm teknik donanımı ile yürüttüğü vahşi saldırılara karşı beyinleri ve yürekleri ile devrimi bütünleştirerek, fedaice bir direniş gerçekleştirdiğini kaydetti.
Bu büyük irade ve inanç gücünün tüm Kürt halkının içerisinde olduğu soykırım kıskacında her türlü vahşete karşı direnen özgürlük hareketinin 40 senelik mirasın verdiği güç olduğunu da vurgulayan Ciwanên Azad Avrupa Koordinasyonu, “İnsanlığın temel değerlerinden gücünü alan Apocu bilinç ve direniş ruhu Kobanê’de tüm insanlık adına zafer kazanmıştır. DAİŞ şahsında 5 bin senelik erkek egemenlikli tecavüz ve talan sistemi yenilmiş, AKP başta olmak üzere Batılı ve yerli hegemonik güçler bozguna uğratılmıştır. Kapitalist modernitenin en kirli yaratımı ve yalın hali olan DAİŞ’in yenilgisi, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmanın devletçi sisteme karşı zaferidir.
Ciwanên Azad olarak bu zaferi kutluyor ve bir kez daha Kobanê’de dalganan özgürlük bayrağını dört parça Kürdistan’da dalgalanan ve demokratik modernite kapitalist moderniteye karşı zafer kazanana kadar Önder Apo etrafında kenetlenerek, mücadelemizi yükselteceğimizi yineliyoruz” dedi.
-Kobanê merkezinin özgürleştirilmesi ile ilgili gelişmeler izlenecek.
-Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’da Kobanê zaferi kutlamaları takip edilecek.
-Kobanê, Şengal’de YPG, HPG ve YBŞ güçlerinin DAİŞ çetelerine karşı operasyonları takip edilecek.
Kobanê'nin özgürlüğünü ilan eden Kaniya Kurda operasyonunda yer alan YPG/YPJ savaşçıları Medya Meysa, Siyamed Kobanê, Ezda Dilbirin, Koçer Kobanê “Kobanê özgürleşti sıra Kobanê'nin köylerini özgürleştirmeye geldi” diye konuştu.
-YPJ Genel Komutanları’ndan Meryem Kobanê, Kobanê’yi özgürleştirme hamlesini değerlendirdi. “Kobanê DAİŞ’e cehennem olacak dedik ve bunu şimdi Kaniya Kurda’da tüm dünyaya ilan ettik” diyen Kobanê, Kobanê merkezinin özgürleştirildiğini, şimdi sırada DAİŞ çetelerini Kobanê’nin her bir köyünden, her karış toprağında ezmeye geldiğini belirtti.
-MLKP'nin "Rojava devrimini savunma" çağrısı sadece Türkiye'de değil Avrupa'da da yanıt buldu. Çağrıya uyan enternasyonalist devrimciler, devrimin topraklarına gelmeye başladı. Amaç kurulacak olan enternasyonal taburla devrimi tüm dillerde savunmak ve devrimin dilini dünyaya yaymak. 
-PKK’nin ismini kullanarak özellikle iş kadınlarını dolandıran çete hakkında yargı ve polis 9 aydır işlem yapmıyor.
-Ferzent Bulum Anadolu Lisesi'nde öğretmenlik yapan Kemalpaşa Eğitim-Sen Temsilciliği Yönetim Kurulu Üyesi Mehtap Yurtsever Ateş hakkında, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Kemalpaşa ilçesinde düzenlediği toplantıya katıldığı gerekçesiyle soruşturma açıldı.
Kobanê'nin özgürlüğünü ilan eden Kaniya Kurda operasyonunda yer alan YPG/YPJ savaşçıları Medya Meysa, Siyamed Kobanê, Ezda Dilbirin, Koçer Kobanê “Kobanê özgürleşti sıra Kobanê'nin köylerini özgürleştirmeye geldi” diye konuştu.
DAİŞ çetelerine karşı destana dönüşen Kobanê direnişi YPG/YPJ savaşçılarının güney cephesinden sonra doğu cephesinde dün sabah başlattığı kapsamlı operasyon sonucunda Kaniya Kurda bölgesini de temizlemesi ile zafere ulaştı.
DİRENİŞ MUCİZESİ
DAİŞ çetelerinin 15 Eylül'de başlattığı saldırılara karşı mucize olarak değerlendirilen bir direniş ortaya koyan YPG/YPJ savaşçıları köylerde sergiledikleri amansız direnişin ardından DAİŞ çeteleri için Kobanê kent merkezini cehenneme çevirdi. Direnişin ilk üç ayında çetelerin her türlü ağır silah ve sayısal üstünlüğüne karşı destansı bir direniş gösteren ve Kobanê'yi çetelere bırakmayan YGP/YPJ savaşçılarının bu direnişi sonuç verdi ve Aralık ayı ile birlikte Kobanê Kurtuluş Hamlesi başladı. Savunma pozisyonunda hamle pozisyonuna geçen YPG/YPJ güçleri güney batı hattından, güney ve güney doğu cephelerine uzanan hatta birçok alanı hızla özgürleştirdi ve son olarak savaş dengesini tümden kendi lehine çevirecek olan kentin en stratejik noktası Miştenur Tepesi’ni çetelerden temizledi.
MİŞTENUR'UN ARDINDAN KISA SÜREDE KENT ÖZGÜRLEŞTİRİLDİ
Miştenur Tepesi’nin özgürleştirilmesi ile birlikte büyük bir avantaj elde eden YPG/YPJ güçleri Kobanê Kurtuluş Hamlesini’nin ilk aşamasını da tamamlayarak, Kobanê'yi DAİŞ çetelerinden tümüyle temizleme ve zaferi ilan etme aşamasını başlattı. Bu aşamada ilk olarak güney cephesi DAİŞ çetelerinden temizlendi ve bu cephede köylerin özgürleştirilmesi aşamasına geçildi. DAİŞ çeteleri kent merkezinde sadece Kobanê'nin doğusunda kaldı.
23 Ocak günü DAİŞ çetelerini kentin doğusundan temizleme ve artık Kobanê'nin özgürlüğünü ilan etmek amacıyla YPG/YPJ güçleri kapsamlı bir operasyon başlattı. Operasyon boyunca çetelere ağır darbeler vuruldu ve onlarca çete öldürüldü, çok sayıda cephane ele geçirildi. Operasyonun ikinci gününde ANF'ye konuşan YPG doğu cephesi komutanı Mazlum Kobanê, DAİŞ çetelerinin Kaniya Kurda bölgesine sıkıştırıldığını, yalnızca dört sokakta kaldığını söyledi ve “Dört sokak sonra zaferi müjdeleyeceğiz” dedi. Dün sabah YPG/YPJ güçleri Kaniya Kurda bölgesindeki çetelere son darbeyi indirecek operasyonu başlattı. DAİŞ çetelerinin barındığı dört sokak üç buçuk saat içerisinde temizlenerek Kobanê tamamen çetelerden özgürleştirildi.
Operasyona katılan YPG / YPJ savaşçıları mücadelenin bitmediğini ve DAİŞ çetelerinin Kobanê'nin tüm köylerinden temizlenmesi gerektiğini söyledi.
‘DAİŞ ÇETELERİNİN KOBANÊ’YE ARTIK GÖZÜ BİLE DEĞMEYECEK’
Medya Meysa: Kaniya Kurda'nın özgürleştirilmesine yönelik başlattığımız hamle kapsamında bugün sabah saatlerinde Kaniya Kûrda bölgesine operasyon başlattık. Operasyonumuz üç buçuk saat sürdü, operasyon boyunca YPJ olarak aktif bir rol oynadık.
Bu sabah başlayan Kaniya Kurda operasyonunda YPJ savaşçıları ve komutanları olarak tüm gruplarda yer aldık. Kadın savaşçılar Kobanê'nin tümden çetelerden temizleneceği ve son darbeyi vuracağımız bu operasyona büyük bir moral ile hazırlandı ve operasyonun üstün başarı ile sonuçlanmasında önemli bir rol oynadılar.
Kobanê'yi özgürleştireceğimize olan inancımız hiçbir zaman eksik olmadı. Biz inanç ve irademizle ayakta kaldık. Kobanê'nin her bir karışında direndik. En zor anlarda bile düşmanın yenilgiye uğratılacağından şüphe duymadık. Halkımıza ve şehitlerimize söz verdik. Bu sözü tutmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık. Bu sözü tutmuş olmak, Kobanê'yi özgürleştirmek, tarifi olmayan bir mutluluk.
Bu noktadan sonra Kobanê'nin köylerini özgürleştireceğiz ve mücadelemiz bitmedi devam edecek. DAİŞ'i Kobanê'nin tek bir köyünde ve karışında bitirene kadar hamlelerimiz sürdüreceğiz. Asla gevşemeyeceğiz, DAİŞ çetesine karşı mücadeleyi bundan sonra daha da yükselteceğiz, kararlıyız. DAİŞ çetelerinin artık bu kente ayakları değil, gözleri bile değmeyecek. Halkımıza tüm köyleri de özgürleştireceğimizin sözünü veriyoruz.
‘HER KARIŞINDA DİRENDİK’
Siyamed Kobanê: Kobanê'nin her karışında şehitlerimizin kanı var. Her bir ev, sokak ve mahallede büyük bir direniş gösterdik. Biz asla teslimiyeti, yenilgiyi düşünmedik. Bizim felsefemizde teslimiyet ve yenilgi yok. Bunun için de Kobanê'yi özgürleştireceğimizi biliyorduk, “Düştü, düşecek” dediler, “Bu kadar büyük bir güce karşı direnemezler” dediler. Ama biz teslim olmayanların ve yenilgiyi asla kabul etmeyenlerin geleneğinden gelen savaşçılar olarak ne olacağını biliyorduk. Kobanê DAİŞ'e cehennem olacak demiştik ve öyle de oldu. Bugün son darbeyi vuracak operasyonu başlattık. Bu direniş boyunca halkımızdan büyük bir moral aldık.
Halkımıza, komutan Diyar, Gelhat, Êriş, Cudi ve adını anamadığımız tüm şehit yoldaşlarımıza verdiğimiz sözü tuttuk. Şimdi de tüm köyleri özgürleştireceğimizin sözünü halkımıza veriyoruz.
Kobanê gençliği de köylerin özgürleştirilmesi aşamasında gelsin ve bundan sonraki özgürleştirme hamlesine katılsın.
'APOCU İRADE İLE KOBANÊ'Yİ ÖZGÜRLEŞTİRDİK’
Ezda Dilbirîn: YPG/YPJ olarak sabah saatlerinde DAİŞ çetelerinin Kobanê kent merkezinde kaldığı tek yer olan Kanîya Kûrda bölgesine operasyon başlattık. Amacımız bu operasyonla Kaniya Kurda'yı da çetelerden temizleyerek Kobanê'nin özgürlüğünü ilan etmekti ve bunu başardık. Kobanê'de kanton ilanının birinci yıldönümü olan 27 Ocak'ta Kobanê'yi özgürleştirdiğimizi ilan etmek istiyorduk. Bunu bir gün kala başardık.
Kobanê direniş çok zorlu oldu, büyük bir saldırı gerçekleşti. Bu saldırıya karşı aylarca sınırlı imkanlarla ama üstün bir irade ile direndik. DAİŞ çeteleri her türlü üstün teknik ve sayısal güçle Kobanê'ye saldırdı. Bu saldırıya karşı ancak üstün bir irade, kararlılık ve inanç ile durulabilirdi. Bu inanç ve irade de önder Apo felsefesi ile donanmış savaşçılar tarafından ancak ortaya konabilirdi. Biz de bunu yaptık ve Kobanê'yi özgürleştirdik. Kobanêliyim, burada doğdum ve burada büyüdüm. Özgürlüğün tadına Kobanê'de devrim ile birlikte vardım. Bu anlamda bir daha asla özgürlük olmadan yaşamayı düşünmedim ve DAİŞ çetelerine karşı bu inanç ve kararlılıkla mücadele ettim. Tüm kadın yoldaşlarımız da bu temelde direndi ve sonucunda da halkımıza zaferi armağan ettik.
Bu saatten sonra DAİŞ çeteleri ve bir başka gücü Kobanê'ye yaklaştırmayacağız.
YPJ şehitleri ve tüm şehit yoldaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyorum. YPJ saflarında omuz omuza Kobanê savunması yaptığımız ve kahramanca şehit düşen yoldaşlarımın ruhu şad olsun. DAİŞ çetelerini Kobanê'nin her köyünde ve her karış toprağında ezeceğiz. DAİŞ çeteleri nereye kaçarsa kaçsın onlardan hesap soracağız.
‘SIRA KOBANÊ'NİN KÖYLERİNDE’
Koçer Kobanê: Ben de diğer arkadaşlarım gibi Kaniya Kurda'nın DAİŞ çetelerinden temizlendiği ve Kobanê'nin tümden özgürleştirildiği operasyonda yer aldım. Kobanê artık özgür ve biz bunun tarifsiz mutluluğunu yaşıyoruz. Ancak asla gevşemeyeceğiz, şimdi sıra Kobanê'nin köylerini özgürleştirmede. Nasıl ki halkımıza Kobanê merkezi için verdiğimiz sözü tuttuysak, köyleri de özgürleştireceğimizin sözünü tutacağız. Son olarak bu süreçte Kobanê direnişinde bizimle omuz omuza direnen dört parça Kürdistan gençliğine, Türkiyeli yoldaşlarımıza, yine bizimle demokratik bir Suriye için direnen Arap yoldaşlarımıza da sonsuz teşekkürlerimiz sunuyoruz. 
Suriye’nin kuzeyinde yer alan Kobane’de geçen yıl 15 Eylül’den beri devam eden çatışmalarda Kürt güçlerinin IŞİD çetecilerinden kentin tamamını kurtardığı belirtiliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi kentin tamamen Kürt güçleri YPG ve YPJ’nin elinde olduğunu açıkladı.
Haber Merkezi – Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırına 0 noktasındaki Kürt kasabası Kobane’de, Kürt güçleri ile IŞİD militanları arasında eylül ayından beri devam eden çatışmaların çok kritik bir noktaya geldiği ve bir ara kentin yüzde 60’ını kontrol eden IŞİD’in tamamen püskürtülmesinin an meselesi olduğu belirtiliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göreyse kent merkezinin tamamı artık Kürt güçlerin kontrolünde.
Kobane’de ağustos ayında başlayan IŞİD kuşatmasının 15 Eylül’de taarruza dönüşmesinin ardından başlayan kanlı çatışmalar beşinci ayında çok kritik bir dönemece girdi. Kenti savunan Halk Savunma Güçleri (YPG) ile Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) ve onlara destek için Irak Federal Kürdistan bölgesinden gelen Peşmerge gücünün kentin doğu mahallesinde operasyonlar yaptığı ve tüm IŞİD güçlerinin püskürtülmekte olduğu belirtiliyor.
YPG Basın Merkezinden yapılan açıklamada, IŞİD saldırılarının 133. gününde Kobane’deki ‘temizlik operasyonu’nun devam ettiği ve özellikle kentin doğusunda çatışmaların sürdüğü belirtildi.
Reuters haber ajansı da Peşmerge destekli YPG güçlerinin, kasabanın tamamına yakınında kontrolü sağlamayı başardığını duyurdu. Daha önce ilan edilen ‘Kobane Kantonu’nun Eşbaşkanı Enver Müslim de, bugün öğle saatlerinde Irak Federal Kürdistan yönetimine yakınlığıyla bilinen Rûdaw’a konuşmuş ve kent merkezinin tamamının IŞİD’den tam olarak temizlenmesine ‘saatler kaldığını’ söylemişti. Kobane’de 10 bin sivilin yaşadığını ve halkın zılgıtlar çekerek kutlama yaptığını belirten Müslim, daha önce göç eden bazı ailelerin de kente dönmeye başladığını söyledi.
-DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye yönelik saldırılarının ardından başlayan direniş ve buna bağlı gelişmeler takip edilecek.
-Şengal, Musul ve Kerkük’te DAİŞ ile Kürt güçleri arasında yaşanan çatışmalar takip edilecek.
-Kobanê’deki DAİŞ saldırılarına karşı Kürdistan ve Türkiye şehirlerinde Kürtlerin başlattığı eylemler takip edilecek.
-KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Zaxo Zagros, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın koşullarının değişmesinin zorunlu olduğunu söyledi. Zagros, “İmralı sisteminde ve koşullarında ısrar, çözümsüzlükte ısrardır” dedi.
-Kobanê direnişinde yer alan YPG'li Arap savaşçı Şevger Himo, YPG saflarının demokrasi isteyen tüm bölge ve dünya gençliğinin buluşma noktası olduğunu ifade etti.
-Derweşê Evdî Akademisi, Şengal'in özgürlüğü ve geleceği için Êzîdî savaşçıların eğitim gördüğü, yetiştiği bir akademi. Akademi yönetiminden YBŞ Sözcüsü Kawar Şengalî, Êzdîxan'ın gücünü büyütmek için donanımlı savaşçıların önemine dikkat çekti.
-İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde işçilere verilen göstermelik iş sağlığı ve güvenliği eğitimine itiraz ettiği için Doktor Coşkun Canıvar hakkında açılan soruşturmanın faturası işçilere çıkartıldı.
-Avrupa’nın birçok kentinde, Paris’te 9 Ocak 2013’te PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in katillerinin açığa çıkarılması talebiyle “Suskunluğunuz suç ortaklığınızdan mı” eylemi düzenlenecek.
Derweşê Evdî Akademisi, Şengal'in özgürlüğü ve geleceği için Êzîdî savaşçıların eğitim gördüğü, yetiştiği bir akademi. Akademi yönetiminden YBŞ Sözcüsü Kawar Şengalî, Êzdîxan'ın gücünü büyütmek için donanımlı savaşçıların önemine dikkat çekti.
YBŞ Sözcüsü Kawar Şengalî, Derweşê Evdî Akademisi'nin eğitim devrelerinin devam ettiğini belirterek, Şengal’in özgürlüğü ve geleceği olacak savaşçıların burada eğitim gördüğünü söyledi. Siyasi ve askeri yoğunlaşmanın eğitim faaliyetlerine de yansıdığını kaydeden Şengali, YBŞ'nin Êzîdîleri ve anayurtlarını savunması ve bunu sarsılmaz hale getirmesi için büyütülmesi gerektiğinin vurguladı. Akademi sayesinde savaşçılarının motivasyonlarının artacağını ifade eden Şengalî, Êzîî gençlerinin artık sığınma kamplarında kalmaya, yurtlarının terki üzerine gelecek kurmaya hakkı olmadığını söyledi. 
Akademi yönetiminden Egîd Şengal, Şehid Baran Devresi'nin başladığını belirterek, direniş, başarı, doğruluk ve kutsallık kavramları ve pratik karşılıklarının kavratıldığını dile getirdi. Şengal, tarihte ilk kez Êzîdî Kürtlerin kendi savunma güçlerini kurup büyütmek istediklerine dikkat çekerek, "Anne ve babalarından isteğimiz, artık gençleri engellemesinler. Düşman bizi yok etmeye çalışıyor. Kimseden Şengal'i özgürleştirme ve savunma talebinde bulunma hakkımız yok. Kendi gücümüz büyümeli ve Şengal’in savunulması için varlığını sürdürmelidir" şeklinde konuştu.
ÖZGÜRLEŞME SABIRSIZLIĞI
Eğitime katılanların hızlı geliştiğini; hem askeri hem de siyasi olarak netleşmenin yaşandığını kaydeden Şengalî, "Sabırsızlıkla mücadeleyi büyütmek istiyorlar. Şengal'i çabuk özgürleştirerek bu namussuz ve kafirlerin elinden kurtarmak istiyorlar. 15 gün ile bir ay arası eğitim veriyoruz. Çünkü, aynı zamanda savaş halindeyiz ve savaşımız devam ediyor" şeklinde konuştu.
TOPRAK, NAMUS, ŞEREF….
Eğitime katılan YBŞ savaşçısı Xebat Şengalî, "YBŞ'ye toprağımızı, şerefimizi ve namusumuzu savunmak istediğimiz için katıldık. Derwêşê Evdî Akademisi'nde askeri ve siyasi eğitimimizi görüyoruz, çünkü şuna inanıyoruz; her Êzîdî genç bu gün bir Derwêş olabilmeli ve direnebilmelidir" dedi.
YBŞ savaşçısı Arya Şengalî de YBŞ'yi "dinimizin, Êzdîxan'ın, şeref ve namusunun savunma gücü" olarak tanımlayarak, gençlere çağrı yaptı. Şengalî, "Toprağımız ve namusumuz ayaklar altındadır. Şengal Dağı çığlık atıyor. YBŞ’ye katılarak büyütün ki; artık dininizin, kültürünüzün ve namusunuzun savunmasını yapabilesiniz. Anne ve babalardan da bir ricam var; kız ve erkek çocuklarını engellemesinler" diye seslendi.
İç savaşa dair henüz çözüm bulunamayan Ukrayna’da yaşanan çatışmalarda siviller ölmeye devam ediyor. Donetsk bölgesinde bir otobüse yönelik roketli saldırıda en az 11 sivil yaşamını yitirdi.
Ukrayna polisinden yapılan açıklamada, Bugas kenti yakınlarındaki bir polis kontrol noktasına bağımsızlık yanlısı Rus gruplarca saldırı düzenlendiği ve atılan bir roketin yanlışlıkla sivilleri taşıyan bir otobüse isabet ettiği duyuruldu. Açıklamada, otobüste bulunan en az 11 sivilin yaşamını yitirdiği, 13’ünün ise yaralandığı belirtildi.
Ukrayna ordu kaynakları da, saldırının Rus gruplarca yapıldığını iddia ettiler. Ordu açıklamasında, saldırının Rus yapımı Grad roketatarlarla yapıldığı savunuldu.
Donetsk Halk Cumhuriyeti adlı bağımsızlık yanlısı grup tarafından yapılan açıklamada ise, sivillere yönelik saldırının kendilerince yapılmadığı kaydedildi.
Donetsk ve Lugansk bölgelerinde ordu ve polis birlikleri ile Rus gruplar arasında geçtiğimiz ilkbaharda başlayan çatışmalarda şimdiye kadar en az 5 bin kişinin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor. Donbass olarak adlandırılan bölgenin önemli bir kısmı Rus grupların elinde bulunuyor.
Batılı ülkeler tarafından desteklenen Ukrayna hükümeti ile Rus gruplar arasındaki görüşmelerde henüz bir sonuç alınabilmiş değil. Rusya, Almanya ve Fransa dışişleri bakanlarının da katılacağı görüşmelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlaması planlanıyor. 
Uganda’da Tanrının Direniş Ordusu isimli örgütün liderlerinden Dominic Ongwen, Uluslararası Suç Mahkemesi’nde yargılanacak.
Dominic Ongwen savaş suçu ve sivillere yönelik suç işlemekten de yargılanacak. Uganda ile Orta Afrika arasındaki bir anlaşmadan dolayı Afrika Birliği’ne teslim edilecek olan Ongwen’in Uluslararası Suç Mahkemesi’nde yargılanabilecek.
Washington Ongwen’i yakalayana 5 milyon dolar vadederken, Uluslararası Suç Mahkemesi ise çocuk köleliği, insanlık suçu ve savaş suçu işlemekten dolayı arıyordu.
Uluslararası Suç Mahkemesi’nin kurucusu olan Roma Sözleşmesi imzacılarından Uganda’nın Ongwen’i La Haye’e teslim etmesi gerekiyor. Ancak Uganda Devlet Başkanı Yoweri Musevine Afrika kıtasını uluslararası hukukun etkisine girmesinden endişe duyduğunu belirterek, teslim etmeyebileceği yönünde bir açıklama yaptı.
Geçmişte, Tanrının Direniş Ordusu’nun 12 bin üyesi Ugandalı yetkililer tarafından genel af kapsamında affedilmişti.
1987 yılında kurulan Tanrının Direniş Ordusu Uganda’nın kuzeyinde çocuk kaçırma, çocukları savaşta kullanma, sivil katliamları gibi çok sayıda insanlık suçu işledi. 2000’li yıllarda Uganda ordusu Tanrının Direniş Ordusu’nu bölgeden uzaklaştırdı. Ancak üyeleri çevre ülkelere dağıldı. Birleşmiş Milletler söz konusu örgütün en az 100 bin insanı katlettiğini, 60 bin çocuğu da kaçırdığını da belirtiyor.
İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde işçilere verilen göstermelik iş sağlığı ve güvenliği eğitimine itiraz ettiği için Doktor Coşkun Canıvar hakkında açılan soruşturmanın faturası işçilere çıkartıldı. Soruşturma kapsamında Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi, SES sendikası üyesi Asistan Canıvar aleyhine ifade vermeyen iki taşeron şirket işçisinin keyfi bir biçimde servis yerlerinin değiştirildiği ortaya çıktı. Mikrobiyoloji Laboratuvarı’nda çalışan işçilerden birinin nöroloji servisine, diğerinin ise Biyokimya Laboratuvarı’na kaydırıldığı öğrenilirken, ANF’ye konuşan Doktor Canıvar, görev değişikliği emrinin bizzat Çapa Tıp Fakültesi Başhekimi Mehmet Akif Kara ile personelden sorumlu yönetici Prof. Dr. Mustafa Erelel’in yönlendirmesiyle verildiğine dikkat çekti.
‘HATIRLAMIYORUM‘ DİYEN İKİ İŞÇİNİN YERİ KAYDIRILDI
Son 2 yıl içinde iki işçinin iş cinayetiyle hayatını kaybettiği İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde işçiler için iş sağlığı ve güvenliği konusunda nitelikli eğitim istemenin faturası yine işçilere çıkartıldı. Atlas isimli taşeron firması bünyesinde çalıştırılan 400 sağlık işçisinin katıldığı iş sağlığı ve güvenliği eğitim toplantısının göstermelik olduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Coşkun Canıvar hakkında “İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimini Engellemek” iddiasıyla soruşturma açılmıştı. Bu soruşturma kapsamında 15.12.2014 tarihinde ifadeleri alınan ve olayı hatırlamadıklarını beyan eden iki işçinin bir saat içerisinde çalışma yerlerinin kaydırıldığı ortaya çıktı. Mikrobiyoloji Laboratuvarı’nda çalışan işçilerden birisinin Nöroloji servisine, diğerinin ise Biyokimya Laboratuvarı’na kaydırıldığı öğrenildi.
GÖSTERMELİK EĞİTİM DEĞİL, BUNA İTİRAZ ETMEK SUÇ
Konu hakkında konuştuğumuz Doktor Coşkun Canıvar, hem hakkında açılan soruşturmanın hem de işçilerin yerinin değiştirmesinin Çapa Tıp Fakültesi Başhekimi Mehmet Akif Kara ile personelden sorumlu yönetici Prof. Dr. Mustafa Erelel’in yönlendirmesiyle verildiğine dikkat çekti. SES üyesi ve Tabipler Odası hastane temsilcisi olarak Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde taşeron işçilerin haklarını savunmakla tanınan Canıvar, soruşturma kapsamında ifadeleri alınan iki işçinin bu şekilde baskı altına alınmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Canıvar, görev değişikliği emrinin Prof. Dr. Mustafa Erelel tarafından verildiğini öğrenir öğrenmez kendisiyle görüşmeye gittiğini, ancak Erelel’in emri kendisinin değil hastane üst yönetiminin verildiğini iddia ettiğini belirtti.
Bu konuşma sonrası Erelel hakkında kendi mevkiini kullanarak soruşturma sürecine müdahil olmak, yön vermeye çalışmak ve keyfi, usulsüz bir biçimde yer değişikliği yapmaktan dekanlıktan soruşturma talep ettiğini ileten Canıvar, daha henüz bir cevap gelmediğini söyledi.
Hastanede işçilerin çalışma koşullarının çok kötü olduğunu vurgulayan Canıvar, hastabakıcı, temizlikçi, güvenlik, yemekhane, tıbbi sekretaryada çalıştırılan işçilerin, mahkeme kararıyla kadroya geçirilmeleri gerekirken, hala taşeron firma bünyesinde çalıştırıldığına dikkat çekti. 6331 sayılı yasaya göre İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimi verilmesinin sorunlu olduğunu hatırlatan Canıvar, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde son iki yılda iki işçinin iş cinayetiyle hayatını kaybettiğini ifade etti. Buna rağmen, taşeron firma bünyesinde çalıştırılan işçilere bu eğitimin göstermelik olarak verilmesine itiraz eden hekim ve işçilerin sindirilmeye çalışıldığını vurguladı. 
Almanya’nın başkenti Berlin’de bir araya gelen on bini aşkın kişi ‘terörizme’ karşı dururken, Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ‘saldırıların kendilerini daha fazla teşvik ettiğini’ vurguladı. Yahudi toplumu temsilisi Abraham Lehrer ise, özellikle Müslüman gençler arasındaki antisemitizme karşı önlem alınması için Müslüman cemaatleri daha duyarlı olmaya çağırdı.
Berlin Pariser Platz’da 10 bini aşkın kişinin katıldığı ‘terörizme’ ve nefrete karşı nöbet eylemine, birçok dini kurum temsilcisi, Başbakan ve bakanların yanı sıra Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck da katıldı.
Burada bir konuşma yapan Gauck, Almanya’daki Müslümanlara Paris’teki Charlie Hebdo katliamına karşı sokaklara çıkmalarından ötütü teşekkür etti. “Hepiniz buraya bir işaret vermeye geldiniz” diyen Gauck, “Sizler hepiniz, tıpkı bizler gibi bu devleti ve vatandaşlarının özgürlüğünü korumak istiyorsunuz” sözlerini sarfetti.
Almanya’da yaşayan Müslümanların çok büyük bir çoğunluğunun ‘açık Alman toplumunun’ bir parçası olarak hissettiğini söyleyen Gauck, Fransa’daki saldırganların hedefinin ‘açık toplumları bölmek’ olduğunun altını çizdi.
‘NEFRETİNİZ BİZİ TEŞVİK EDER’
Almanya’da radikal selefi terör yanlılarının varlığına dikkat çeken Almanya Cumhurbaşkanı, Ortadoğu’daki ihtilafların Almanya sokaklarına taşındığını hatırlattı.
Almanya’daki yabancı düşmanlığının yanına kökten dinci akımların varlığının eklendiğini kaydeden Gauck, "Hatta Almanya’dan yüzlerce genç  yanıltılarak sözde İslam için suçsuz insanlara karşı savaşmak üzere yabancı ülkelere gittiler.  Bu nasıl bir istismar? Bu nasıl bir dinden saptırma?” sözleriyle tepki gösterdi.
İslam adına katliamlar yapanlara seslenen Gauck, “Biz korkumuzu size hediye etmeyeceğiz. Sizin nefretiniz bizi teşvik eder" sözleriyle, saldırılara karşı tutumlarının değişmeyeceğini vurguladı.
LEHRER GENÇLER ARASINDAKİ YAHUDİ KARŞITLIĞINA KARŞI UYARDI
Berlin’deki eylemde konuşan Almanya Yahudi Konseyi Başkan Yardımcısı Abraham Lehrer ise, ülkede yaşayan Müslümanlara çağrı yaparak, antisemitizme geçit vermemelerini istedi. Asya, Afrika ve Ortadoğu’da Müslümanlar arasındaki ‘radikalleşmeye’ dikkat çeken Lehrer, “Tüm Dünya, ama özellikle de Müslümanlar terörizme karşı durmaya çağrılıyorlar” dedi.
Almanya’da Müslüman kurumlarına ve cemaatlerine de seslenen Lehrer, “Özellikle genç Müslümanlar arasındaki antisemitizm öyle kolayca kabul edilemez” derken, internet ile Arapça yayın yapan televizyonlardan gelen ‘zararlı etkiye’ karşı mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi. 
Charlie Hebdo saldırıları ile radikal teröristlerin hedefi olan Fransa, Irak’ta DAİŞ’e karşı koalisyondaki faaliyetlerine devam kararı aldı. Ulusal Meclis’te yapılan oylamada oy çokluğu ile Irak’taki bombardımanların sürdürülmesine onay verildi.
Fransa Ulusal Meclisi’ndeki oylamada 488 milletvekili hava saldırılarının devamından yana görüş bildirirken, 1 karşı oy kullanıldı. Muhalefetteki Sol Cephe (Front de Gauche) üyesi 13 milletvekili ise çekimser kaldılar.
Sol Cephe’den yapılan açıklamada, DAİŞ barbarlığına karşı mücadelede verilen siyasi ve diplomatik çabaların ‘yetersiz’ olduğu savunularak, oylamaya katılınmadığı belirtildi.
Fransa, Eylül ayından itibaren Irak’taki DAİŞ hedeflerine yönelik hava saldırılarını başlatmıştı. Hava saldırılarını Irak’la sınırlı tutan Fransa’nın bu görevi uzatmaya yönelik tasarı Aralık ayı ortasında meclise gelmişti. 
Rojava direniş mücadelesinin kalbi Kobanê’de gençlik sanat ve kültür çalışmalarında yer alan, DAİŞ çete saldırılarının ardından Hesekê, Serêkaniyê, Şengal, Rabia gibi bütün direniş mevzilerinde hem savaşçı olan hem de yoldaşlarına sazı ve şarkılarıyla moral dağıtan Hunermend Aycan Kobanê, “Savaşın içinde, savaşın, direnişin ve devrimin sanatını yapmaya çalıştım” diyor.
Ortadoğu’nun kaderini değiştirecek yaşam sisteminin temellerinin atıldığı Rojava devrimi öncesi ve sonrasında Kobanê kentinde gençlik sanat ve kültür çalışmaları içinde yer alan, DAiŞ çetelerinin saldırıları ardından ise bir elinde sazı bir elinde silahı Hesekê, Serêkaniyê, Şengal, Rabia gibi bütün direniş mevzilerinde yer alan bir sanatçı Aycan Kobanê. Gittiği bütün mevzilerde insanlık onuru için verilen savaşta yer alan Kobanê, mevzide savaşırken yaralandıktan sonra tedavi için geldiği Serxet’te de, yoldaşlarına sazı ve şarkılarıyla moral dağıtmaya devam ediyor. “Bana göre moral en güçlü silahlardan biridir. Çünkü moral insanları öldürebileceği gibi ayağa da kaldırabilir” diyerek, tüm dünya sanatçılarına şöyle sesleniyor: “Eğer silah kuşanıp savaşamıyorsanız, bu halkın içinde olun, bir olun ve onlara moral verin. Özgür bir geleceği yaratma uğraşı veriyor çünkü onlar. Hepimizin geleceğinin, onurunun savaşı bu.”
SAVAŞIN İÇİNDE DİRENİŞİN VE DEVRİMİN SANATI
Kobanê direniş saflarında savaşırken, yakınına düşen bir havan mermisi nedeniyle vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanan ve iki kulak zarı da ciddi oranda hasar gördükten sonra tedavi için Serxet’e geçen Aycan Kobanê, burada da yerinden yurdundan edilen Kobanêlilerin yaşadığı çadır kentleri tek tek dolaşarak sesi ve sazıyla savaş mağdurlarına kendi memleketlerinin melodileriyle moral vermeye çalışıyor. Savaşın içinde de sanat yapılabileceğinin altını çizen Aycan Kobanê, “Savaşın içinde,  savaşın direnişin ve devrimin sanatını yapmaya çalıştım. Çetecilere karşı direnişi ve çetecilerin sonlarının yakın olduğunu anlatan ‘Fermandaro’, mecburi göçü ve sürgünlüğü anlatan ‘Xerabû Zeman’ ve bir direniş marşı olan ‘Cenge cenge’  gibi söz ve müziği bana ait birçok eser bu sürecin ürünüdür” diyor.
‘BİZİM SAVAŞIMIZ DA SANATIMIZ DA YÜREĞİMİZLEDİR’
Kobanê direnişinin mutlak bir zaferle taçlanacağını belirten Kobanê, “Tek bir Kürt’ün nerede bir insanın başını kestiği, komşusuna zulüm ettiği, insanları yerlerinden yurtlarından ettiği görülmüştür?” diye sorarken, on binlerce Kürt’ün bu karda kışta yerlerinden yurtlarından edilerek,  mülteci yaşamı sürmeye mahkûm edildiğine dikkat çekti. İnsanların tüm bunların neden olduğunu sorgulamaları gerektiğine inandığını ifade eden Kobanê,  “Kobanê hiçbir zaman düşmez bunu herkesin akılının bir köşesine yerleştirmesi lazım. Kan içici düşman iğneler, uyuşturucu haplarla savaşıyor, bizse yüreğimizle savaşıyoruz. Çünkü biz namusumuzu, toprağımızı savunuyoruz” ifadelerini kullandı.
Konuşmasını direniş mevzilerinde tüm insanlığın onuru ve yarınları için kahramanca savaşan YPG ve YPJ savaşçılarını selamlayarak sonlandıran sanatçı Aycan Kobanê, sazını eline alarak başlıyor söz ve müzikleri kendisine ait olan, direniş mevzilerinde bestelediği stranları söylemeye.

Rojken Haber

Rojken Haber

Dr. Amed Sozdar

Dr. Amed Sozdar
Rojken

Rojken

Rojken
Rojken
Amed Sozdar - AmedSozdar@hotmail.com. Powered by Blogger.
Design by webbilgi.org