Rojken



 Denge Kurdi


Dr. Amed Sozdar'ın Gündeme Dair Haber Yorumlarını Burdan Takip Edebilirsiniz..

iletişim.: amedsozdar@hotmail.com

Rojken'de Ara

Yükleniyor...

30 Temmuz 2014 Çarşamba

KCK: Oylar Demirtaş’a verilmeli

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin yatığı açıklamada, "Demokrasi, özgürlük ve barış içinde kardeşçe bir arada yaşamak isteyen halklarımız, oylarını halkların adayı Selahattin Demirtaş’a vermelidirler" çağrısında bulundu.
Yazılı bir açıklama yapan KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Selahattin Demirtaş gibi bir kişiliğin cumhurbaşkanlığına aday olmasının demokrasi ve özgülük adına geçekten büyük bir şans olduğunu belirtti. KCK, Recep Tayyip Erdoğan'ın seçilmesinin halklar açısından kabul edilemez bir seçenek ve talihsizlik olacağını ifade ederek, Türkiye halklarının buna layık olmadığını kaydetti.
KCK şu açıklamayı yaptı: "Türkiye, cumhurbaşkanını içinden geçtiğimiz çok önemli bir süreçte, 10 Ağustosta seçecektir. Devletin ve toplumun bir yol ayrımında olduğu bu dönemde cumhurbaşkanlığı seçimi kadar, halklarımızın; emek, demokrasi ve özgürlük iradesinin çok güçlü bir biçimde ortaya çıkması büyük önem taşımaktadır. Sayın Selahattin Demirtaş gibi hem Kürt hem de emekten, demokrasiden, özgürlükten yana bir adayın ortaya çıkması, Türkiye demokrasi güçlerinin ve özgürlük mücadelesinin bir kazanımı olarak görülmelidir. Diğer iki adayın aslında aynı gelenekten gelen, Türk – İslam sentezinde buluşan kimlik, kültür ve inanç farklılıklarına karşı retçi ve tahammülsüz kişilikler olduğu açıktır.
ERDOĞAN'IN SEÇİLMESİ TALİHSİZLİK OLUR
Her türlü tekelciliğe karşı çoğulculuğu, radikal demokrasiyi, kadın özgürlüğünü, gençlerin, toplumun demokratikleştirilmesindeki öncü rolünü, tüm ezilenleri, emekçileri, işsizlileri, inanç ve etnik topluluklarını savunan ve temsil eden Selahattin Demirtaş olmaktadır. Türkiye cumhuriyeti tarihinde ilk kez Selahattin Demirtaş gibi bir kişiliğin cumhurbaşkanlığına aday olması, demokrasi ve özgülük adına geçekten büyük bir şanstır. Halkların adayı Selahattin Demirtaş’ın şahsında, Türkiye halklarının; tüm emekçi, demokrat ve devrimci güçlerin baskılanarak iradelerinin kırılmak istenmesi bundandır. Tayip Erdoğan ile diğer gerici ve ulusalcı güçlerin saldırgancı tutum ve politikaları başka hiçbir şeye yorumlanamaz.
Tayip Erdoğan’ın para, propaganda ve iktidar olanakları, halklarımızın demokrasi, özgürlük, iman ve inanç iradesinden daha güçlü değildir. Tekçi ve retçi bir zihniyete sahip olan Erdoğan’ın, cumhurbaşkanlığına seçilmesi, halklarımız için en kabul edilemez seçenek ve büyük bir talihsizlik olacaktır. Çünkü Türkiye halkları buna gerçekten layık değildir.
ALEVİLER CHP-MHP ÇİZGİSİNE OY VERMEYECEK
Diğer aday Ekmelettin İhsanoğlu, karma – gerici ve ulusalcı bileşenlerin adayıdır.  CHP, böyle bir adayla Alevilerden, diğer kimlik ve kültürlerden, kadınlardan, emekçilerden, Kürtlerden nasıl oy isteyebilir? Bugüne kadar CHP’nin tüm sahte ve ikiyüzlü politikalarına rağmen adeta bir oy deposu durumunda olan Alevi halkımız doğaldır ki, CHP ve MHP’yle aynı çizgide olan diğer partilerin adayı Ekmeletin İhsanoğlu’na oy vermeyecektir. Emeğin özgürlüğünü her şeyin üstünde tutan işçiler, sendikalar, emekçiler ve ezilenler böyle karma bir adaya tenezzül etmeyecektir.
KARDEŞLİK VE BARIŞ İÇİN DEMİRTAŞ'A OYLAR VERİLMELİ
Demokrasi, özgürlük ve barış içinde kardeşçe bir arada yaşamak isteyen halklarımız, oylarını halkların adayı Selahattin Demirtaş’a vermelidirler. Bunun için topyekun Kürtleri, Ermeni – Süryanileri, başta Aleviler olmak üzere inanç ve etnik topluluklarını, devrimcileri, demokratları, kadınları ve gençleri, emekçileri ve işsizlileri, herkesi halkların demokrasi, barış ve özgürlük adayı Selahattin Demirtaş’a oylarını vermeye çağırıyoruz."
- See more at: http://www.bestanuce1.com/haber/120792/kck-oylar-demirtasa-verilmeli#sthash.4spkA1Sq.dpuf

28 Temmuz 2014 Pazartesi

PKK halkların Özgürlük Hareketi

PKK halkların Özgürlük Hareketi

Önder ELALDI
Gülçiçek Günel Tekin, “Özgürleşen Ruhlar, Kürt Gerilla Hareketi” adlı kitabında Kandil’de görüştüğü Kürt gerillalarına yer veriyor.

KCK Başkanlık Konseyi üyeleri başta olmak üzere çok sayıda gerilla ile görüşen Tekin, PKK’nin kuruluş yıllarından yaşanan bir çok ayrıntıyı aktarıyor. Murat Karayılan’ın okuldaki birinliğinden fıstık tarlalarında karşıladığı 12 Eylül günlerine, Mustafa Karasu’nun başarısız banka soygunu girişimi, Bozan Tekin ve Cemal Şerik’in ilköğretim yıllarında Lenin ve Stalin okumaları, PKK’in 1979’da kazandığı Êlîh (Batman) ve Riha (Urfa) Curnê Reş’de (Hilvan) belediye başkanlıklarını kazanması kitapta yer alan diğer ayrıntılardan. Tekin ile Kandil izlenimleri ile birlikte, görüştüğü gerillalar hakkında konuştuk.

- Öncelikle Kandil’e gitme fikri nasıl oluştu, çalışmanın amacı neydi?  

Önce Kandil’e gitmedim. Ragıp Zarakolu’yla birlikte Hakkari ve Malazgirt’ten başlayan çözüm sürecini destekleyen paneller ve konferanslarla başladık. Bu süreçte geri çekilme dönemi yaşanıyordu. Yüksekova’da panel için gittiğimizde gerillanın geri çekildiğini öğrendik. Çekilmeyi fotoğraflamak için Cilo Dağı’na gittik. İlk görüşme oradaki gerillalarla oldu. Daha önce de Kürt gerilla ve kadın hareketi ile ilgili çalışma takvimim vardı. Kadın hareketi üzerine yoğunlaşıyordum. Çeşitli araştırmalar yaptım bu araştırmalar sonucunda gerilla öykülerine ulaştım. Gerilla hareketini tarihe kaydetmek gerektiğini düşünmeye başladım. Cilo’dan sonra Kato, Berçelan, Spi Xani gibi bölgelerde yirmiyi aşkın gerillayla görüşmeler yaptık. Çok çarpıcı sonuçlar elde ettik. Bundan sonra da işi daha derinlikli ele almak gerektiğini düşündük ve Kandil’e gitmek istedik. On beşer günlük aralıklarla iki defa gittim. KCK Başkanlık Konseyi üyeleri başta olmak üzere çok sayıda gerilla ile görüştüm.

- Konuştuğunuz gerillalar ilk dönemden beri hareketin içinde yer almış kurucu kadrolar, farklı inanç ve etnisitelerden geliyorlar. Siz mi özellikle böyle bir durumu öne çıkardınız yoksa; PKK zaten halklar ve inançlar mozaiği mi?

Bu çok önemli. PKK’nin içinde böyle bir mozaik var. PKK sadece Kürtlerin Özgürlük Hareketi değil. Uzun süredir bu araştırmayı yapıyorum. Bu araştırmayı yaptıktan sonra da bütün halklar ve inançların özgürlük hareketi olduğunu bir kez daha gördüm. 72 - 73 döneminde başlayan bir süreci ele aldık. Kuruluşundan bugüne bu gerçeklik PKK’nin varlık felsefesi oldu. Halklaşmasının da en önemli nedenlerinden biri.

- Gerillalarla görüşmeler hep çocukluk yıllarından başlıyor. Bu özellikle mi tercih ettiniz?

Bu araştırmaya 20 yıl önce “Dilimiz varlığımız, dilimiz kimliğimiz” adlı kitapla başladım. Aynı zamanda dil öğretmeniyim. Çocukluk, gençlik dönemlerine kadar asimilasyonun boyutları üzerine araştırmalar yapıyordum. Bütün bu sorunları araştırdığım için devlet ve sistemle ilk karşılaştıkları zamandan başlattım. Devletin politikalarının nereden başladığını göstermek istedim. Devletin Türkleştirme politikasının nasıl etkili olduğunu oradan başlayarak günümüze kadar geldim.

- Peki bütün bu kişilere baktığınızda ortak noktaları neler?

72 - 73’lerden itibaren başlayan ilk kadrolar öğrenci. Özellikle Ankara merkezli ve yüksek öğrenim öğrencileri. Hepsi de çok başarılı öğrenciler. Devrimci ve sosyalist bir yapıya sahipler. PKK aynı zamanda sosyalist bir hareketin çıkışı. Onun için halk bu kadrolara o dönem talebe diyordu. Hepsi emekçi ailelerin çocukları. Alevi ağırlıklı kadrolar var. Alevilerin ezilmişliğinden kaynaklı daha hızlı örgütlenme durumu söz konusu. İlk gençler arasında örgütleniyor sonra Kürdistan’a dönüş ile birlikte halka dönük örgütlenme başlıyor.  

- Kadroların anlatımlarından bir takım ayrıntılara da vakıf oluyoruz. Mesela Murat Karayılan’ın birinciliği ve darbe zamanı fıstık tarlalarında oluşu.

Evet. Murat Karayılan köyden birincilikle Öğretmen Okulu’na geliyor. Daha sonra lise yıllarında Kemal Pir’den duyduğu ‘Kürdistan Sömürgedir’ sözü onu çok etkiliyor. Harekete sempatisi o dönem başlıyor. Başka ilginç ayrıntılar da var. Karayılan, 12 Eylül darbe günü Birecik’te fıstık tarlalarında uyuduğunu, bir köylülün getirdiği radyo aracılığı ile darbeyi öğrendiklerini söyledi. O dönem örgütün fıstık tarlası vardı ve oradan gelir elde ediyordu. Daha sonra devlet bunu fark edip operasyon yapıyor ve çatışma çıkıyor.


- Kitapta, Mustafa Karasu’nun partiye katılımı ve o dönem gerçekleştirilmek istenen banka soygunu girişimiyle ilgili de ilginç ayrıntılar yer alıyor...

Soygun değil aslında halkın el konulan parlarını geri alma durumu var. O zamanki devrimcilerin bankalar ve zenginlerin halkın emek sömürüsü üzerinden elde ettiği paraları halka ya da örgüte kazandırmak gibi yöntemleri vardı. Mustafa Karasu’nun partiye katılımı da ilginç. Biraz rahatını seviyor. Örgüte katıldığında bütün hayatını oraya adayacağını bildiğinden biraz uzak duruyor. Bir kaç defa arkadaşlarla buluşmak için anlaşmasına rağmen gitmiyor. En sonunda biraz isteği dışında buluşuyorlar. Daha sonra partiye katılıyor. Bankadan halkın paralarını geri alma meselesi de şöyle gelişiyor. Karasu ve arkadaşları bu iş için çalışıyorlar ama beceremiyorlar. Ama en sonunda kendi arkadaşları dayısının kasasını kamulaştıyor. Dayısı sarraf. Yüklü bir para. O parayla örgütün giderlerini uzun süre karşılıyorlar.

- Bozan Tekin ile Cemal Şerik’in ortaokuldan başlayan Lenin ve Stalin okumaları da o dönemin ruhunu anlatması bakımından çarpıcı.

Biz de Marx ve Lenin’i okumak bu işin abc’siydi. Eğer kardeşiniz varsa o da etkileniyor. Onlar da sizi taklit ediyor. Cemal Şerik ve Bozan Tekin’de de bunu görüyoruz. Cemal Şerik’in abisi Hasan Şerik yirmili yaşlarda partiye katılıyor. Cemal ise ortaokulda abilerini taklit ediyor ve bütün Marksist klasikleri çatır çatır ezberliyorlar. O yaşlarda Marx ve Lenin’i anlaması mümkün değil. Onu taklit edip harekete katılıyor.

- Kadın hareketi ve oradaki yaşamı üzerinde gözlemleriniz neler oldu?

PKK hareketini benim üzerindeki en büyük etkisi kadın mücadelesine verdiği önemden ileri geliyor. Sayın Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü üzerindeki hassaslığı, PKK kadrolarının duyarlılığı kadın üzerinde bir bilinç sıçraması yarattı. Gerillada şunu gördüm kadın gerillaların kendine müthiş bir güveni var. Her türlü sorununu kendilerini çözüyor. Müthiş bir bilinç sıçraması yaşamışlar. Devrimci ruhu pratiğe geçirmede çok kararlılar.


PKK’nin ilk belediye başkanlıkları

- 79 Ekim’inde yapılan yerel seçimlerde o dönem Kürdistan devrimcileri olarak bilinen PKK, Êlîh (Batman) ve Riha (Urfa) Curnê Reş’de (Hilvan) belediye başkanlıklarını da kazanıyor. İlk belediye deneyimleri o dönemden başlıyor...

PKK, o dönem Batman Belediye Başkanlığı’nı Edip Solmaz, Hilvan Belediye Başkanlığı’nı ise Nadir Temel’le kazanıyor. Edip Solmaz’ı faali meçhuller arasında olduğunu biliyordum. Ama onun PKK hareketinin Kürdistan devrimcilerinin adayı olduğunu bilmiyorduk. İlk dile getiren Sozdar Avesta (Nuriye Kesbir) oldu. Çok ilginç ayrıntılar var. Geçen yaz Batman’da Edip Solmaz’ın katli ile ilgili panel vardı. Solmaz’ın kardeşi ile tanıştım. O dönem Belediye Başkan Yardımcısı Talat Yetkin ile birlikte orada panelist olduk. Orada bunları anlattım. Ama kimsenin bu konuda fazla bilgisi yoktu.

Hangi iktidar gelirse gelsin çözmek zorunda

- Çözüm süreci ile ilgili gerillalar sürecin genel gidişatı ile ilgili ne düşünüyor?

Onlar şu şekilde görüyor. Sistem, devlet, AKP istese de istemese de Özgürlük Hareketi öyle bir kökleşti, halklaştı ve siyasallaştı ki sorunun çözülmemesi mümkün değil. Hangi iktidar gelirse gelsin çözmek zorunda. Güven olayı derken biraz bunu anlatmaya çalıştım. Kadrolar bu sorunu biz çözeceğiz diyor. Sorun özgürlükçü, eşit yaşamı sağlayacak şekilde çözülmek zorunda. Bu hareketin bastırılması mümkün değil; çünkü halklaşmış.
 

Dengbêjlik: Kürt müziğinin bir özgünlüğü

Kürt halk müziği dendiğinde ilk akla gelen dengbêjlerdir. Bu da sebepsiz değil elbette. Çünkü dengbêjler ile dengbêjlik geleneği, Kürt müzik tarihinde özel ve özgün bir yere sahiptir. Kökleri Kürt halkının tarihi geçmişine dek uzanan dengbêjler, sadece şarkıcı olmayıp kültür ve sözlü edebiyat taşıyıcılarıdırlar. Onlar tarih yolcusu olup güçlü bir belleğe sahiptirler. Toplumsal hafızadırlar. Bizlerin Homeroslarıdır onlar.

Dengbêjler aynı zamanda destan anlatıcısı, masalcı, vakanüvis, şair, bestekar ve de müzik eserleri üreticisidirler. İnsana dair ne varsa, yaşamda olup biten her şey eserlerinin konularını oluştururlar. Yaşananları ise kendilerine özgü bir biçimde kurgulayarak kitlelere sunar denbêjler.

Diyar diyar gezerler, derlemeler yapıp dağarcıklarını doldururlar. Sonra da onları kendi memleketlerinde veya başka yörelerde söylerler. Bu edimleriyle de eserlerin bütün yurtta yayılmasına vesile olurlar. İşte bundan ötürü, sözlü tarihimiz biraz da dengbêjlere borçludur.

Her ne kadar bugün dengbêjlik kurumu hakkında yeterli ve de derinlikli bilimsel çalışmalardan yoksun olsak da, dengbêjliğin günümüze kadar sürmüş olması nedeniyle bu konuda az çok bilgiye sahibiz.

Güzel sesli gençlerin çırak olarak usta bir dengbêjin yanında uzun bir eğitimden geçtiklerini biliyoruz. Çırakların kendi üstatlarının hizmetlerine koştuklarını, her türlü işlerini gördüklerini dengbêjlerin anlatımlarından öğreniyoruz. Bu durum çırakların kendi repertuarlarını geliştirmelerine, şarkı, müzikli hikaye, destan ve diğer eserleri yeterince ezberleyene, hatta üstatlarının stilini öğrenmelerine veya kendine özgü bir stili yaratmalarına dek devam etmiş ve ancak ondan sonra dengbêj adayları üstatlarından icazet alabilmişlerdir.

Bu çıraklar her ne kadar üstatlarından icazet almış olsalar dahi onların iznini almadan bir mecliste, bir sıra gecesinde şarkı söylemezlermiş. Belirtmek gerekir ki bu divan ve meclisler de genellikle bir beyin, bir ağanın veya ileri gelenlerinki oluyormuş. Zaten Kürt mir ve beylerinin büyük çoğunluğu ünlü dengbêjlere sahipmiş, özel günlerde de bu dengbêjlerini birbirleriyle yarıştırırlarmış.

Dengbêjlerin ekseriyeti okur yazar değil; çoğunlukla erkek olmalarına rağmen, kadın dengbêjler de yok değil ve hatta birçok ünlü erkek dengbêji atışma ve yarışmalarda alt etmeyi de başarabilmişlerdir. Örnek olarak dengbêjlerin piri Evdalê Zeynikê ile kadın dengbêj Gulê’yi verebiliriz.

Dengbêjler ses ustasıdır. Enstrümansız olarak sanatlarını icra ettiklerinden dolayı, güçlü bir ses ve nefese sahiptirler. Dengbêj kılamları, genellikle düzenli bir ritme ve hece sayısına sahip değildir. Uzun mısraları peş peşe ve soluk almaksızın söyleyebilmeleri için de, ses kullanma tekniğine sahipler. Kılam söyleme esnasında nefessiz kalmamaları, uzun soluklu söyleyebilmeleri ve seslerini güzel bir şekilde kullanabilmeleri için, diyaframlarını çalıştırmışlar. Mesela, bunun için bir kamışla herhangi bir kapta bulunan suya üfleyerek, suda kabarcıklar oluşturuncaya dek üfleyip dururlarmış.

Dengbêj şarkı söylemeye başlamadan önce ya elini kulağına götürür ya da işaret parmağını kulak yoluna koyar. Bu şekilde seslerini kontrol edip yankısını dinlerler. Bugün ses sanatçıları sahnede monitörler sayesinde seslerini alabiliyor ve detone olmanın önüne geçip seslerini kontrol edebiliyorlar. Dengbêjler de bunun için, böylesi bir yönteme başvururlar.

Dengbêjler kafa sesiyle söyledikleri için, sesleri kısılmadan, düşmeden günlerce sanatlarını icra edebiliyorlar. Kürt destanlarını söylediklerinde, ki onlar müzikli hikaye formunda olup hem sözle hem de melodi olarak söylenirler, seslerini çok ustaca ve bilinçlice kullanırlar. Sesleri akıcı, tiz, dik ve çıngırak berraklığındadır. Gırtlakları güçlü olup temiz bir biçimde çığırırlar. Kısaca, işlerinin ağırlığı ses üzerinde olduğundan, onlar ses ustası ve ses kullanma üstatlarıdırlar. Sesle oynarlar, seslerini yükseltip alçaltırlar, yayarlar, kısıp açarlar. Seslendirdikleri eserin içeriğine uygun olarak ses renklerini değiştirirler. Seslerini dalgalandırıp gırtlak yaparlar. Aynı şarkıda hem pes hem de tiz sesi de kullanabiliyorlar.

Dengbêjler sanatlarını enstrümansız icra ediyorlardı, lakin yirminci yüzyılın başlarında, özellikle Erivan, Bağdat ve Tahran radyolarının Kürtçe bölümlerinin yayınlarıyla birlikte yeni bir ekol başladı ve dengbêjler de artık müzik enstrümanları eşliğinde eserlerini seslendirmeye başladılar. Buna karşın müzik enstrümanlarını kullanmama geleneği tamamıyla ortadan kalkmamış, bu geleneğe hâlâ sıkı sıkıya bağlı olanların sayısı da az değildir.

Son olarak bir hususu daha belirtelim. 70’li yıllardan sonra Kürt müziğinde bir gelişme yaşandı ve diyebiliriz ki Kürt siyasi hareketi kendi ses sanatçılarını (stranbêjlerini) yarattı, lakin her ne kadar bazı örnekler olsa da gönül rahatıyla kendi dengbêjlerini de yaratmıştır diyemiyoruz maalesef.

Kürtçe Şiirlerin Türkçe Çevirisi ( Kurdish Turkish Translate ) ::: Dr. Amed Sozdar

KÜRTÇE
Te Ji Min Heznekir

Ji evinate ez bume din
Bi şev ü roj xemdikim
Tü nizane çi dijwar e
Ji bo te ez bardikim
Mirin hatiye bi xer hatiye
Li ber deri mevam e
Ez naqetim ji deste te
Te ber çave min çavete
Birnakim, debarnakim, ez bi janim oy
Teji min heznekir
Te min xerab kir

TÜRKÇE
BENI SEVMEDİN
Sevdandan deli oldum
Gece ve gündüz üzülüyorum
Sen bilmesin ne şiddetlidir
Senin için göç ediyorum
Ölüm gelir hoş gelir
Kapının önünde misafirdir
Ben kopamam ellerinden
Gözlerin gelir gözümün önüne
Unutmam, dyaynamam, acılıyım ben
Sen beni sevmedin
Beni harap ettin.

******************* Dr. Amed Sozdar - amedsozdar@hotmail.com
KÜRTÇE
Xweşike
Spi boz e deste / Wek ezman e çave we
Ji bo min e strane we / gul vedibe di zimane we
Nabeje le nabeje ji min hezdike
Hezdike ji min nabeje, fedidike
Xweşike ax xweşike, ji min hezbike rojeke
Keçike ax keçike, şuna te bu vedeke
Ewre spi deste we
Reşe tari pore we
Heyrana bedewa we
Wek spinder bejna we


TÜRKÇE
GUZEL
Beyaz bozdur eli, gökyüzü gibidir gözü
Benim içindir şarkısı, gül açar dilinde
Söylemiyor ama beni seviyor
Seviyor beni söylemiyor, utanıyor
Güzel ah güzel, beni bir gün sev
Kız ah kız, yerin burası oldu
Bulut beyazdır eli,
Güzelliğine hayranım
Selvi gibidir boyu.

******************* Dr. Amed Sozdar - amedsozdar@hotmail.com

KÜRTÇE
Kulilka Sor

Agir keti ye nav dile min
Roja go tu çu jicem min
Li benda te ye çave min
Agir keti ye roja min
Gula dersim gula sor
Gula çiya gula zor
Le le le le kulilka sor
Kulilka min zu were
Be te jin derbasnabe
Jan mevane di bexte min
Diltezin xelasnabe

TÜRKÇE
Kırmızı Çiçek

Ateş düşer yüreğimin ortasına
Yanımdan gitiiğin gün
Seni bekler gözüm
Günüme ateş düştü
Dersim gülü, kırmızı gül
Dağ gülü, zor gül
Le le kırmızı çiçek.
Çiçeğim çabuk gel
Sensiz yaşam geçmiyor
Acı misafirdir bahtımda
Yürek sızısı bitmiyor.

******************* Dr. Amed Sozdar - amedsozdar@hotmail.com

KÜRTÇE
Stranen Xwe Beje

Min dit deste te / Di nav deste zilameke
Dile min pir bi jan e / Ji bo min xem neke
Qirina dile min işev naqede
Dil heye ez herim, dildar bi xatire te
Mirina min ji deste te ye
Axina te twe tuneye
Negri dile min
Ne gerek tü bigri
Tu stranen xwe beje

TÜRKÇE
SARKILARINI SOYLE
Gördüm elini bir adamın eli içinde
Yüreğim çok acılı, sen benim için üzülme
Yüreğim çığlığı bu gece son bulmaz
Gitmeye niyetliyim, sevgili hoşçakal.
Ölümüm senin elindendir
Senin hiç acıman yok
Ağlama yüreğim
Gerek yok ağlamana
Sen şarkılarını söyle

******************* Dr. Amed Sozdar - amedsozdar@hotmail.com



KÜRTÇE
DI XEYALÊ MIN DE HERDEM TU HEYÎ
STRANÊ EVÎNÎ JI BO TE DI BÊJIM
TI BI MIN DI KENÊ HER SIBEH
TI BI JANA VÎ DILÎ NIZANÊ
EZ DI XEYALÊN XWADE
HERDEM TE LI BA XWA DI BINIM
LÊ TI DÛRÎMINÎ
DENGÊ TEYÎ NAZIK TÊ GUHEMIN
Û LI BER ÇAVÊ MIN TI WUNDADIBÊ…

TÜRKÇE
Hayallerimde hep sen vardın
Bütün aşk şarkılarını senin için söylerdim
Sen bana gülüyordun her sabah
Sen yüreğimin acısını bilmiyordun
Hayallerimde hep yanımdaydın
Ama benden çok uzaktın
Bazen o nazik sesini duyardım
Gözümü açardım ve sen kaybolurdun.

******************* Dr. Amed Sozdar - amedsozdar@hotmail.com



Kürtçe - Türkçe Şiir ::: Dr. Amed Sozdar

KÜRTÇE
Ez Ji Te Hezdikim

Her şev ü her sibeh
Her roj ü her sal
Min birya te kir ye
Ez wek pele payizade
Xanima min le xanima min le
Bela sere min le xezala min
Xanima min le xanima min le
Bela sere min xatuna min
Baran sere min xatuna min
Be denge dile min, brindar e
Ez ji te hezdikim tu nizan e

TÜRKÇE
SENI SEVIYORUM
Her gece ve her sabah
Her gün ve her yıl
Ben seni özledim
Sonbahar yaprağı gibi
Hanımın le hanımın le
Başımın belası le ceylanım
Hanımım le hanımım le
Başımın belası hatunum
Yağmur yavaş yavaş yağar
Sessizdir yüreğim, yaralıdır

27 Temmuz 2014 Pazar